Bir toplulukla beraber hareket ederken kasıtlı olarak grubu bekletmenin vebali olduğunu bilelim. Kastî olarak işgal edilen kamusal alanlar, sitelerde uyulmayan beraber yaşama kuralları, ihlal edilen trafik kuralları, hesapsızca yapılan gürültüler... Hepsi kul hakkıdır, vebali vardır.
Dünyanın oluşumuyla ilgili bir belgeselde davudi bir ses, ateş toplarının, gaz bulutlarının, taş yağmurlarının üstünden sesleniyor: mahşerin kuralları yoktur. İçinden geçmekte olduğumuz, paradan-yalandan-şiddetten başka bir yaşam alanı bırakmayan; insanın erdemlerine bir küçümseme refleksi ile yaşama cezasına çeviren; insanı, kendi varlığının darağacına çeken bu yeni zamanı, bu yıkım sürecini en iyi anlatacak olan sanırım tam da böyle bir mahşer.
Kendi yaramızın başkasında kanadığını göre göre sadece kendi yaramıza inandık. Başkası, adı üstünde başkasıydı işte. Oysa bizim ilk hayat bilgimiz merhamet duygusuydu. İnsanın acılarıyla insan olduğuydu, insanın haysiyetiyle insan olduğuydu ve insanları birbirine bağlayacak en güçlü, en soylu duyguydu acı.