“Durmuş Ali’den on dört çocuğu olmuş, hepsini de kara topraklara koymuştu, koymuştu da toprak olup dayanmıştı, İnce Memed’e taş olsa da dayanamayacak, çürüyecekti ölmese bile.”
“Sahi bre Ali, yaşamamız, ölmekten bu kadar korktuğumuz, yaşamak ne işe yarıyor? Uğruna bu kadar alçaldığımız, zulmettiğimiz, haram yediğimiz, insan öldürdüğümüz yaşamak ne işe yarıyor?
“İzlerde ne gördün?”
“İzler sahiplerine benzer... İzlerden insanların yüreğini okurum. Hangi yöne gitmişler, ne düşünerek, nasıl düşünerek gitmişler bilirim. Sevinçli mi, öfkeli mi, kederli mi, içi karanlık mı bilirim...”
“Neyi halletmişti? Vayvay köyü kurtulmuş muydu, Ali Safa’nın yerine bir başkası gelmeyecek miydi, Kel Hamza’nın da yerine? Öyleyse bu savaşım ne içindi?”