İncelemeye şunu söyleyerek başlamak istiyorum. Lisede bir edebiyat hocam bana "Bir kitapta altı çizilecek yer ne kadar fazlaysa o kadar kıymetlidir." demişti. Bu kitabın altını çizmelere doyamadım. Yazar öyle büyük bir samimiyetle anlatmış ki olay örgüsünü baş kahraman olan Maelle ile el ele, yan yana çıktık sanki Himalayalardaki kendini bulma yolculuğuna. Kitap aslında bir yolculukla içimizdeki mutluluk yolculuğunu simgelemiş ve anlatmaya çalışmış. Çok da başarılı olmuş bence bu konuda. Merakı, aşkı, mutluluğu, hüznü, kini ve öfkeyi iliklerime kadar hissettim okurken. Kimi zaman kapağı kapatıp derin nefesler aldım, kimi zaman kahkahalar attım ve kimi zaman da ağladım. Kitap okurken ağlamanın büyüsünü ve tuhaflığını bunu yaşamış insanlar bilir. Sabretmeyi ve mutluluğu uzakta değil içimizde aramamız gerektiğini anlatıyor kitap.
Kitapta aslında adım adım Maslow' un "İhtiyaçlar Hiyerarşisini" ana karakterin geçtiğini görüyoruz. En son aşamada öfkesini kontrol eden ve kötü düşüncelerden arınabilme becerisini geliştiren Maelle'nin kendini gerçekleştirdiğini görüyor ve hissediyoruz. Bu kitap aslında karakterle birlikte okurunu da yolculuğa çıkarabilmesini ve sonucunda düşüncelerle kendini gerçekleştirebilmesini sağlıyor. Kitabı okuduğumuz zamanın tesadüf olduğunu düşünmüyorum ve her şeyin bir zamanı var.
Son olarak yazarın bizden bir isteği var. Kitabı kendinizi gerçekleştirdikten ve mutlu olduktan sonra başkalarıyla paylaşmamız.
"Eğer bu kitap içinizde yankı buluyorsa sevginizin bir kanıtı olarak sevdiğiniz kişilere hediye edin."
"İçinde bulunduğunuz durum bize cennet veya cehennem gibi gelebilir. Her şey onu nasıl algıladığımıza bağlıdır." ( Pema Chödrön)