Gamze

Gamze
@Gmzgll
10/10
·224 syf.··
2026 39. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 23:41
Büyükada’nın huzurlu atmosferinde, Rum Yetimhanesi’nin gölgesinde başlayan bir gezi ne kadar karanlık bir kâbusa dönüşebilir? Mimar Sinan Fakültesi öğrencisi Berkan ve Melike’nin kafalarını dağıtmak için çıktıkları bu yolculukta başı kesilmiş, çürümeye yüz tutmuş bir cesetle tam bir kırılma noktasına ulaşıyor. Goncagül Haklar, "Ölüm Soğuk" adlı polisiye romanında okuyucuyu tam da bu dehşet anıyla selamlayarak içine çekiyor. Kimlik tespiti neredeyse imkansız olan bu gizemli ceset, adli tıbbın duayeni Adil Hoca’nın ellerine teslim edildiğinde ise sıradan bir cinayet dosyası, sınırları aşan bir bulmacaya dönüşüyor. Adil Hoca’nın "Katil inatçıysa ben de inatçıyım" diyerek iğneyle kuyu kazar gibi yürüttüğü otopside maktulün bir organ vericisi olduğu ve Japonya bağının bulunması, Cinayet Büro’nun deneyimli ismi Nihat Komiser ve ekibe yeni katılan Gülcan Komiser için akıl almaz bir takibin başlangıcı oluyor. İstanbul’da başlayan bu vahşi düğüm Japonya’dan Kamboçya’ya, oradan sırlar dolu geçmişiyle Van’a kadar uzanırken, her cevap aslında yepyeni bir soruyu doğuruyor. Okurken kendinize sürekli bu bir tarihi eser kaçakçılığı mı, yoksa maktulle bağı olan ve aniden ortadan kaybolan Ezgi’nin sessizliğinde saklı bir intikam öyküsü mü? ​Prof. Dr. Goncagül Haklar, alanındaki mesleki uzmanlığını ve detaylara olan hakimiyetini kurguya o kadar rafine bir şekilde yedirmiş ki, adli tıp incelemelerinden tarih ve arkeoloji bilgilerine kadar uzanan yoğun satırlar okuyucuyu bir an bile boğmuyor. Hikayede çok fazla karakter yer almasına rağmen, ne olayların akışı kesintiye uğruyor ne de o yüksek tempo sekteye uğruyor. Sayfalar boyunca ipuçlarını birleştirip katilin kim olduğuna dair teoriler üretirken, finalde karşılaştığınız o büyük ters köşe ise tüm tahminlerinizi boşa çıkarıyor.
Ölüm SoğukGoncagül Haklar · A7 Kitap · 202441 okunma
Reklam
10/10
·316 syf.··
2026 38. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 19:24
"Masum insanları eziyet ederek öldürürsen buna öbür dünyaya göç diyebilir misin? Diyemezsin... Bu bir cinayettir." ​Bugün size kalbimi çok sarsan, okurken göğsüme bir taş gibi oturan bir romandan bahsetmek istiyorum: Sema Soykan’dan "Adsız". ​Kitap, 12 yıl sonra ülkesine dönen Neri’nin (Neriman) geçmişin izlerini sürmesiyle başlıyor. Bir antika dükkanında, bir küpün içinde saklı kalan Çerkezce, Osmanlıca ve Türkçe mektuplar... O mektupları okumaya başladığınızda ise zaman duruyor ve kendinizi 1864 Kafkasya Sürgünü’nün, yani tarihin ilk planlı soykırımlarından birinin tam ortasında buluyorsunuz. ​Neri’nin büyükannesi Jamset’in özenle sakladığı o yazılarda göçün, acının, Jamset, Jankas ve Elbruz arasındaki o gölgeye sığınan aşkın öyküsü var. Okurken beni en çok ağlatan ve boğazımı düğümleyen şey, Karadeniz’in bir "toplu mezara" dönüşmesi oldu. Gemilerde salgın hastalıktan ölenlerin denize atılması, kaptanların rotalarını denize atılan cesetleri takip ederek bulması ve Çerkeslerin bu yas yüzünden yıllarca balık yememesi... O kadar derin bir acı ki, etkisinden çıkmak imkansız. ​Roman sadece geçmişi değil; Neri’nin gözünden günümüz Türkiye’sindeki toplumsal olayları, göçmen sorunlarını ve acıları da incelikle işliyor. Neri ve Aras’ın hikayesiyle birlikte aşkı, vicdanı ve adaleti sorguluyoruz. Yazarın da dediği gibi, bu kitap savaşa, göçe rağmen özgürlüğün, sevginin ve vefanın değerini bilen cesur yüreklere ithaf edilmiş. ​Kesinlikle okunmalı, unutturulmamalı.
Adsız RomanSema Soykan · Alfa Yayıncılık · 2024905 okunma
10/10
·328 syf.··
2026 37. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 01:20
48 dile çevrilmiş, kalbe dokunmayı çok iyi bilen bir Mitch Albom başucu eseriyle geldim bugün size "Bir Kere Daha" ​Hikaye, bir kumarhanede ardı ardına üç kez şans numarasını tutturup milyonlar kazanan Alfie’nin sorgu odasında başlıyor. Dedektif La Porta bunun nasıl bir hile olduğunu çözmeye çalışırken, Alfie çantasından üstünde ölürsem okunsun yazan bir kompozisyon defteri çıkarıp masaya koyuyor. Ve biz o defterin sayfalarında, insanı kendi hayatıyla yüzleştiren büyülü ama bir o kadar da acımasız bir gücün hikayesine ortak oluyoruz. ​Alfie, daha 8 yaşındayken annesini kaybettiği o en acı günde bir yeteneği olduğunu keşfediyor: Geçmişe, aynı ana bir kez daha geri dönme şansı... Hataları düzeltmek, ergenlik utançlarından kaçmak ya da hayatı daha mükemmel kılmak için bu gücü kullanıyor. Ama annesinin ölürken yaptığı o uyarı hep havada asılı kalıyor "Bu gücü kullanırken çok dikkatli ol." ​Çünkü Alfie her şeyi ikinci kez yaşıyor ama ölümü değiştiremiyor. En yakın arkadaşı Wesley’yi kaybettiğinde, ölüm karşısındaki o çaresizlikle bunalıma sürükleniyor. Kitabı okurken kendime defalarca şunu sordum, ölüm dışında her şey için hayatta bir şansımız daha olsaydı nasıl olurdu. Ölümün o mutlak duvarı, hayatın geri kalan tüm hatalarını ne kadar da telafi edilebilirdi? ​Kitabın beni en çok sarsan ve büyüleyen kısmı ise aşkın o narin, geri dönüşsüz doğası oldu. Alfie’nin Gianna’ya olan derin aşkını okurken içiniz titriyor. Ama insanın kararsızlığı ve insani zaafları araya girince aşkın nasıl usul usul mahvolduğunu görüyorsunuz. Özellikle kitapta öyle bir kural var ki kalbimi acıttı bir aşkı geri aldığında, o kişi sana bir daha asla âşık olamaz. Bazı duyguların büyüsü bozulunca, zamanı geriye sarsanız bile ruhu geri gelmiyor işte. ​Alfie’nin hayatını sonsuza dek değiştiren o büyük
Bir Kere DahaMitch Albom · Destek Yayınları · 202644 okunma
10/10
·152 syf.··
2026 36. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 09:43
Hayat, kaybettiklerimizin ardından gelen koca bir keşkeler yığınıymış, bunu bir kez daha anladım. ​Zekeriya Çetin’in Kimsesizler Coğrafyası kitabını az önce bitirdim ve içimdeki o ağır hüzünle yazıyorum bu satırları. Kitap, 6 Şubat depreminde kuzeni Ferit'i bulmak için İskenderun'a giden bir anlatıcı ile aynı enkazın altında ailesini arayan Iraklı mülteci Ali'nin yollarının kesişmesini anlatıyor. Ali,çocukken köy baskınında ailesini kaybetmiş, ömrü kamplarda, esarette, zulümle geçmiş ama hayatını kurduğu İskenderun’da bu kez eşini ve kızını o beton yığınlarının altında bırakmış bir adam. İki farklı coğrafya, iki farklı geçmiş ama aynı enkazın başında beklenen tek bir mucize... Soruyorum size en değerlilerini kaybetmişse insan, dileği yaşamak mı olurdu yoksa ölmek mi? Böylesi bir yas tutmaya mecbur kalmasın hiçbir insan... Yazar acıyı hiç süslemeden, en çıplak haliyle yüzümüze çarpıyor. O toz bulutunu, o soğuğu, umudun ve çaresizliğin o ince çizgisini iliklerinize kadar hissediyorsunuz.​Bu kitap sadece bir deprem romanı değil dünyanın bütün kimsesizlerine, sessizce gidenlerine adanmış çok güçlü bir eser. Okuyun, okutun.
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 2026105 okunma
8/10
·72 syf.··
2026 34. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 23:42
Bugün sayfamı sakinliği, melankoliyi ve sinematografik bir dili sevenlerin çok seveceği harika bir öykü kitabıyla açıyorum Nesimi Yetik - Ben ve Gulyabani. ​Kitap, sıradan görünen hayatları o kadar akıcı ve görsel bir dille betimliyor ki, sayfaları çevirirken zihninizde sahnelerin birer birer canlandığını hissediyorsunuz. Yazarın sinemacı kimliğinden gelen az sözle çok şey anlatma üslubu, her bir öyküye muazzam bir derinlik katmış. Öyküler kısa, sessiz ve sakin ilerliyor fakat arkalarında bıraktıkları kalıcı atmosfer uzun süre sizinle kalıyor. Kitap, durum öykücülüğünün en başarılı örneklerinden biri. Büyük olaylar yerine karakterlerin hislerine, anın ruhuna odaklanıyorsunuz. Tüm bu sıradan detayları huzursuz, hafif tekinsiz ama bir o kadar da büyüleyici bir hava içinde okumak, her öyküyü zihnimde adeta kısa bir filme dönüştürdü. Görsel dille harmanlanmış, atmosfer odaklı ve nitelikli öyküler okumayı seviyorsanız, 2025 Sevim Burak Öykü Ödülü’ne layık görülen bu özel kitaba mutlaka şans vermelisiniz.
Ben ve GulyabaniNesimi Yetik · A7 Kitap · 202510 okunma
Reklam