"Esmeralda bir sabah, uyandığında penceresinde çiçek dolu vazo gördü. Biri çok güzel ve parlak; ama çatlak bir vazoydu. İçine doldurulan suyu sızdırmış, içindeki çiçekler de solmuştu. Öbürü kumtaşından yontulmuş kaba ve sıradan bir kaptı; ama suyunu koruduğu için çiçekleri de taptaze kalmış, canlı kırmızılığını muhafaza etmişti."
" 19.y.y başlarında Paris şehir planlamacıları Notre-Dame Katedrali'nin bakımsızlığından ötürü katedrali yıkmak istemişlerdir. Ünlü Fransız yazar Victor Hugo, halkın ilgisini buraya çekmek ve katedralin yenilenmesini sağlamak için bu romanı yazmıştır. Roman katedralin yenilenmesinde büyük rol oynamıştır."
Notre-Dame'ın kamburu denilen, bir gözü görmeyen, kambur, çan çaldığı için kulakları duymayan, çirkin, adı Quasimado olan bir insandır. Okurken gözünüzde çok çirkin bir yaratık gibi canlandırdığınız Quasimado'nun altın gibi bir kalbi vardır. Kitapta iyiliği temsil etmektedir bana göre. Ve bizim çirkin kamburumuz güzeller güzeli Esmeralda'ya aşık olur. Fakat ona aşık olan tek kişi o değildir. Quasimado'yu küçükken kilisenin önüne bırakılmış halde bulan, ona sahip çıkan,onu büyüten ve zangoç yapan kilisenin rahibi de Esmeralda'ya aşıktır. Öyle ki bekar kalmaya yemin etmiş rahip tutkusuna yenik düşecektir. Esmeralda ise gönlünü Yüzbaşı Phoebus'a kaptırmıştır.
Romanımız buraya kadar aşk romanı gibi gözükse de aslında Victor Hugo bizi 15.y.y Paris'ine götürür ve bize Paris'in tarihini, mimarisini olanca ayrıntısı ile anlatır. Hatta o kadar ayrıntıya girer ki yaklaşık 300 sayfa Paris'in caddelerini, sokaklarını betimler. Eğer betimleme sevmiyorsanız bu kısım sizi biraz yorabilir. Çünkü ben betimlemeleri fazla sevmeyen biri olarak biraz zor ilerledim. Ama bir yerden sonra kitap öyle güzel ilerliyor ki ne zaman bittiğini anlamıyorsunuz bile.