aziz nesin anlatıyor:
"1948 mayıs'ının bir günü,
evime gelen polis savcılıktan istendiğimi söyledi.
gittim.
savcı, bir paket içinden ince altın çerçeveli bir gözlük çıkardı.
gözlüğün çerçevesi ve camları kırıktı.
-bu gözlüğün kime ait olduğunu biliyor musunuz? dedi.
hemen tanımıştım...
sabahattin ali'nin gözlüğü...
işin iç yüzünü anlayamadığım için,
belki yanılabilirim diye,
-bilmiyorum, dedim.
savcı bu sefer paketten bir dolmakalem çıkardı.
-bu dolmakalem kimin biliyor musunuz?
-bilmiyorum.
önce kana bulaşmış puşkin'in almanca bir kitabını,
sonra yeşil mürekkeple yazılmış bir defter gösterdi.
el yazısını görünce,
-bu yazı sabahattin ali'nin, dedim.
-hep yeşil mürekkep kullanırdı.
el yazısını da tanırım...
savcı;
açık kahverengi,
damalı spor kumaştan,
ceket ve golf pantolonunu gösterdi.
elbise kan içindeydi.
çok iyi bildiğim sabahattin'in elbisesiydi.
-sabahattin'in elbisesi, dedim.
ağlamaya başladım...
savcı ağladığımı görünce açıkladı: