gokchelito

10/10
·216 syf.··
2026 4. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2026 02:14
Necib Mahfuz ortadoğunun Balzac’ı , Tolstoy’u denilen büyük usta ve bulunduğu coğrafyada Nobel ödülünü alabilmiş tek yazar. Sosyalist ve toplumcu kimliği ile öne çıkan Mahfuz, özellikle Kahire’nin sıradan insanlarını, sınıf farklarını, aile ilişkilerini, yoksulluğu ve devlet-toplum gerilimini romanlarında çok güçlü bir gerçekçilikle işleyen bir yazar. Kitaba geleyim çünkü kitap çok fena bir kitap 5 saat aralıksız okudum uyumadım ve son senelerde bu kadar uzun süre bir hiç kalkmadan okuduğum bir kitap olmamıştı. 1922 yılında Mısır’dayız. Ülke İngiliz işgalinde ve ambargosundayken halk ayaklanır ve Kral Faruk döneminde arap milliyetçiliğinin yayılmaya başladığı bir dönemdeyiz. Kitapta 4 ana karakterimiz var ve bunlar üniversite öğrencisi. Sıkça felsefi konuşmalarına yer verilen bu 4 erkek gençleri şöyle betimlemiş yazarımız. Memun Rıdvan muhafazakar ve zengin , Ali Taha sosyalist ve idealist , Ahmed Bedir liberal ve yoluna bakan , Mahcup Abdüldaim nihilist ve her şeyle alay eden , değer yargıları olmayan bir karakter. Mahcup ana karakterimiz ve aşırı hırslı, yükselme hırsı olan bir genç ve ailesinin fakirliğide buna eklenince sürekli kendisini ve arkadaşlarını kafasında kıyaslamaya giren biri. Ve arkadaşının sevgilisine aşık olması, okuldan mezun olup yüksel mevkilere gelme hırsı onda birçok sorgulamayıda beraberinde getiriyor. yazar karakterlerin kafasındaki bu soru işaretleri kıskançlıkları,hırsları ve hedefleri öyle bir işlemiş öyle bir yazmışki nefessiz okudum diyebilirim. Her sayfasında ayrı bir olay, her sayfasında devleti ve sistemin çürümüşlüğünü gözler önüne seren yazarımız bize bu 4 ana karakter üzerinden tükenmişliği, hırsı, sosyalizmi, dini ve belli emeller için duygularını vicdanını satan insanları anlatmış. Çok olaylara girmek istemiyorum çünkü spoiler
1000Kitap
Kahire ModernNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınları · 2021402 okunma
Reklam
10/10
·236 syf.··
2026 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2026 16:13
“Sevmek ,sahiplenmenin en güçlü yoludur herhalde, sahiplenmek ise sevmenin en çirkin yolu.” cümlesi bana göre Saramago’ yu en iyi özetleyen cümle. Ve şöyle devam eder Saramago “İnsan olmanın ne demek olduğunu her geçen gün daha az bileceğiz.” Kitabı açar açmaz “Evim Pilar’a..” yazıyor yani çok sevdiği büyük aşkına armağan etmiş bu eserini. Saramago’nun 83 yaşında yazdığı son eseri bizlere ölümün tek gerçek olduğunu çok iyi bir şekilde özetliyor aslında. İnsanların ölümle karşı karşıya geldiklerinde gireceği halleri ise şöyle özetliyor. “Hayat böyleydi işte, kaşıkla verir ve sonra birgün kepçeyle verdiklerinin tümünü geri alırdı.” Kitaba dönecek olursam yine bir distopya ile karşı karşıyayız Saramago bazen kitaplarında Tanrı olarak (Kabil kitabı) , bazen bir peygamber olarak (İsa’ya Göre İncil kitabı) bazense karşımıza insanın içindeki şeytan olarak çıkıyor. Ve onların ağzından konuşuyor. Ki birçok eserindede şeytanı insan olarak tasvir eden Saramago bu şeytanın bazen Tanrısal bir güç olduğunu yine bu eserindede insanın bir şeytan dünyanınsa bir cehennem olduğunu o cehennemin içimizde olduğunu bizlere çok net ifade ediyor. Kitabımız yine bir distopya üzerine kurulmuş. İsimsiz bir ülkede birgün ölüm ülkeyi terkeder ve kimse ölmez. Hastalar dahada hastalanır, yatak döşek yatanlar dahada kötüleşir ama ülkede kimse ölmez. Ve bu ölümsüzlük ailelerin zamanla pes edip yakınlarını sınırdaki ülkelere götürüp gizlice öldürüp gömmesiyle devam eder. Ülkede mafia adında bir örgüt oluşur ve devlet bu mafia denen kuruma para verip insanların ölüm işlerini halletmesi için talimatlar verir. Devletin çürümüşlüğünü, sistemin bozukluğunu her eserinde aşırı işleyen bir Libertaryan sosyalist olan Saramago bu eserindede yine bizlere siyasi kimliğini vurguluyor. Devamı spoiler
1000Kitap
Ölüm Bir Varmış Bir YokmuşJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202015,4bin okunma
9/10
·80 syf.··
2025 36. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 08 Aralık 2025 14:58
Büyük Japon yazar Mişima’nın intiharı ardından annesi “onun için üzülmeyin, o hayatı boyunca yapmayı arzuladığı tek şeyi yaptı “ demiştir. Yukio Mişima Japon edebiyatının en önde gelen isimlerinden birisi. Ve karakterine, hayata karşı dik duruşuna, fikirlerine bayıldığım bir deha. Bence Mişima okumadan önce mutlaka hayatını bilmeniz gereken yazarlardan birisi. Çünkü hayatını araştırdığınızda ve eserlerini okuduğunuzda her şey daha anlamlı olur. Öncelikle yazarımız binlerce yıllık samuray kültürünü ve köklü Japon geleneklerinin korunmasını savunan bir yazar. İkinci dünya savaşında Japonya’ya atom bombası atıldıktan sonra Japonya’nın birden savaştan çekilmesinin ardından, Abd kültürünü benimsemesine karşı gelen Mişima o dönemler kendine bir tarikat kuruyor. Adı ise Tate no Kai (kalkan savunma topluluğu). yavaş yavaş batılı toplumları örnek alan hükümeti de sert bir şekilde eleştiren bir Japon milliyetçisi aslında. Ve kurduğu bu askeri toplulukla dönemin ünlü generallerini esir ediyor. Hatta meşhur 4 ciltlik eseri Bereket Denizi dörtlemesini bitirdikten sonra Japon generallerinden birini kaçırıp öldürmek istemiş ama yapmamış. Ardından kendisini Harakiri yani seppuku yöntemi ile karnından kılıçla keserek hayatına son vermiştir. Bana göre ise Mişima bir idealistti. Kanımca kendini feda ettiği o fanatik olduğu fikirleri asla ülkede yer etmedi. Ama edebiyat dünyasında büyük bir sansasyona yol açtı. Ve şuan hala onun fikirlerini ölümsüzleştirdiği eserlerini okuyoruz. Bu eserinde de ergenlik dönemlerini yazmış bizlere. Her okuduğumda kendisini daha da etkileniyorum. Ölümsüz bir ruh Mişima… Özellikle diğer bir ünlü Nobelli yazar Kabawata ile olan dostluğu ve Mişima’nın ardından Kabawata ‘nında gaz ile intihar etmesi çok ironik. Yani Mişima karnını deşerek , Kabawata ise
1000Kitap
Ergenlik DönemimYukio Mişima · Can Yayınları · 202333 okunma
10/10
·208 syf.··
2026 5. kitabı
Evet son zamanlarda okuduğum en “ GERÇEK “kitap ile karşınızdayım. beni katletti diyorum çünkü hayatımda ilk defa bir kitabın nerdeyse her sayfasını ağlayarak okudum diyebilirim… “Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” diye başlıyor kitabımız. Bulgar yazarımız Gospodinov’ un seneler sonra çıkarttığı daha 1 ayda 5 baskı yapan kitabı (ki bu günümüzde imkansız gibi bir şey çünkü insanlar kitap okumuyor ). Yani kitap hakkında çok konuşmak yazmak istemiyorum. Kitabın bana hissettirdikleri hakkında konuşacağım. zira postmodern edebiyat dediğimiz şey de tam olarak bu zaten. Tıpkı Marcel Proust, Orhan Pamuk gibi.. bazen sayfalarca bir koku, bir tat anlatmak.. ve postmodern edebiyatın zirve isimlerinden biri olan Gospodinov bize o kadar saf o kadar gerçek bir kitap yazmış ki her sayfasında çakılı kaldım diyebilirim. babasının kanser sürecinde yaşadıklarını ve ara ara geçmişe giderek babasıyla olan o anılarını öyle bir anlatmış ki sanki yanıbaşımda şahit oldum herşeye. yani şöyle özetleyebilirim. Çok sevdiğiniz ve en sevdiğiniz birisini kaybettiniz mi? Geceleri yanına gidip nefesini kontrol edip yaşadığına baktınız mı? Ve onu yaşatmak için çok çabalayıp yine de ölüm gerçeğine yenik düştünüz mü? İşte Gospodinov bunu bu yaşadıklarınız bize öyle anlatıyor ki, seneler sonra o sevdiğiniz insanın parfümünün kokusunu sokaktan yanınızdan geçen birinde alırsınız mesela, ya da ölüm gerçekleştikten sonra o kişinin telefon hattını bi süre kapatamazsınız hep o telefon numarası sizde olsun başkası kullansın istemezsiniz, ya da o çok sevdiğiniz insanın size söylediği bir cümle bazen bir kitapta karşınıza çıkar. O duyguları o hisleri yaşatıyor yazar bizlere anlatabilmişimdir umarım. Gospodinov bu kitabında belki birçoğunuzun okurken sıkılacağı günlük tarzında yazmış ama o kadar gerçek ki
Edebiyat
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,2bin okunma
9/10
·72 syf.··
2025 25. kitabı
Muhteşem bir tarihi kitap ile tanıştırayım sizleri. Değerli tarihçimiz Reşad Ekrem Koçu külliyatını bitirmek istediğim bir yazar. Kendisi için birçok insana tarihi sevdiren adam deniliyor. Kitabın genel konusunu yine spoiler vermeden özetleyeceğim. Kızlarağası Sünbül ağanın Sultan İbrahim’e sunduğu Gürcü Zafire’nin oğlu Osman ve başına gelenler, Abaza Mehmed Paşa ve kitaplara konu olan survivor hayatı ve başına gelen akıbetler , 4.Murad’ın Emirgühan adındaki erkek sevgilisi ve şuanki İstanbul’daki Emirgan semtinin isminin nerden geldiği, Osmanlı’daki 1800 lerde yaşayan Ester adındaki Yahudi tefeci kadın nasıl katledildi, Deli Hüseyin Paşa ve yaşamı gibi part part anlatılan bölümlerden oluşan süper bir kitaptı. Kitap için tek bir handikap var bence. Arka kısmında bulunan sözlük kısmı. Kitapta aşırı fazla Osmanlıca, Farsça ve eski Türkçe kelimeler mevcut ve bu yazarın orijinal yazdığı şekilde basılmış. Üstünde editörler oynama yapmamış. Ve bu size okurken sürekli her iki satırda bir arkada kelime bulmaya yöneltiyor. Doğal olarakta okuma hep bölünüyor ve kaliteli bir okuma sunmuyor. Kelimeler en azından sayfa altlarında dipnot olarak verilebilirdi. Bunu Doğan Kitap gibi büyük bir firma nasıl düşünemiyor anlamış değilim.
1000Kitap
Kızlarağasının PiçiReşad Ekrem Koçu · Doğan Kitap · 2016523 okunma
Reklam