İnsanlar bir tartışma süresince asla fikir değiştirmezler, derdi. Bunu kabuklarına çekilip okudukları ve düşüncelere daldıklarında, yalnızca sessizlikte ve tek başlarınayken yaparlar
"Onlara bayılıyorum ama aynı zamanda onlara kötü davranıyorum. Demek istediğim, bazen annem gibi davranıyorum! Acaba beni de, annemi gördüğüm gibi mi görüyorlardır: sürekli stresli, aceleci ve meşgul…"
“…Bir anne olarak kendimi hayal kırıklığına uğratıyorum. Annelik, erişkinlik yaşamımda en sonunda bulmayı başarabildiğim dengeyi sarstı. Sakin ve mantıklı biri olduğumu sanıyordum…ama çocuklarım doğar doğmaz, içimde kendi çocukluğum kaynamaya başladı…kargaşa…çığlıklar.”
Bu varlık. Bir zamanlar üzerine yaslandığınız, güvendiğiniz bu ağır, güçlü beden kendini tamamen koyveriyor, yaşamı terk ediyor ya da yaşam onu terk ediyor, artık yalnızca yıkanması ve yeniden giydirilmesi gereken yumuşak et yığınına, çıplak bir cesede dönüşmüş, yatağın üzerinde yerinden oynatılamayacak kadar ağır. Orada, bir saniye sonra ise artık olmayacak. Kendinizi hazırladığınız, hazır zannettiğiniz halde yokluğunun yaşattığı sarsıntı. Ve o an duyduğunuz çılgın canlılık-sanki oradan uzaklaşırken, güçleri içinize akıp da sizinkileri katlamış gibi. Vahşi bir koşma, bağırma, yeme, içme konuşma ihtiyacı- dua etme ihtiyacı.
“Sıradan sözcüklerin tekrarı en eski ve türümüzün en teselli edici geleneklerinden biridir. Beylik laflarımız olmasa ne yapardık biz?...Beylik laflar gizli korkularımızı, sonsuz gerçeklere dönüştüren sihirli değneklerdir.”