Çiçek…
Ne konuşur, ne yürür, ne el uzatır. Ama bir bahar sabahında açıldığında, susarak nice sırları anlatır.
O, varlığın en zarif ifadesidir; ilahi sanatın renkli aynasıdır.
Hiçbir çiçek kendini büyütmez. Toprak sabreder, su bekler, güneş dokunur. Ve o, sessizce açılır.
Tıpkı kul gibi…
Kul da ne kendini var eder, ne kendini yüceltir.
Teslim olur.
Ve teslimiyetin toprağında, aşkın suyuyla, hikmetin güneşiyle çiçeklenir.
Her çiçek, Allah’ın bir isminin küçük bir tecellisidir.
Kimi Latîf’tir, zarifliğe delil olur.
Kimi Cemîl’dir, güzelliğin rengine bürünür.
Kimi Vedûd’dur; sevgiyi kokusuyla fısıldar.
Ama hepsi, “Ben yokum, O var” demeyi bilir.
Çiçek, fanidir; solar.
Ama güzelliği kalbe işlediyse, artık ebedîdir.
Çünkü tasavvufta fena, yok oluş değil, asla dönüştür.
Ve çiçek solduğunda, bir hakikat hatırlatır:
“Her şey O’ndan açar, O’na döner.”