Gökçe

Gökçe
@Gokceozcavdar
Diken de olsam gül dalındayım
Kara libas, nefsin sessiz çığlığıdır; gölgeye bürünmüş kalbin kendi üzerine kapanışı. Baş geriye devrilmiş, gözler mühürlü: Görmeyişin içindeki görü­yüş… Derin mavi fonda yankılanan sükût, semanın kalpteki derin kuyusudur. Ve bir çizgi… Bembeyaz, keskin bir ışık, yüzü yarar. Ne yukarıdan iner, ne aşağıdan çıkar; gök ile yerin arasına gerilmiş ince sır. Gözün üstünden geçen bu nur, “gözsüz görmenin” işaretidir; kalbin eşiğinde duran basiretin mühürlenişi. Her şey karanlık görünür ama karanlıkta asıl ışık saklıdır. Siyahın bağrında beyaz, sessizliğin içinde kelam, gözlerin kapanışında açılan sır. Varlıkla yokluğun tam ortasında duran insanın halidir: Ne bütünüyle gökte ne de tam anlamıyla yerde; bir çizgiyle iki alemi ayıran, aynı çizgiyle iki alemi birleyen.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Güneş, kelamını geri çekerken göğe, toprak hafızasını hatırladı. Ses yoktu, sadece bir devran dönüyordu otların arasında. Her başak bir sır taşıyordu: eğilerek saklıyordu onu. Ufuk, araf gibi… Ne geceydi tam, ne gündüz. Hak ile halk arasındaki ince çizgi gibi — ne görünen, ne kaybolan. Rüzgâr geçerken, ism-i Hu ile dokundu her şeye. O an, zamanın düğümü gevşedi. Ve sanki bir bakış, bin secdeyi içinde barındırdı. Her şey yerli yerindeydi, çünkü hiçbir şey kendinde değildi. Otu yerden ayıranla, semayı renge boyayan birdi. Anlayana, sararmış bir yaprak kâfi; duyana, bir fısıltı sonsuz kapı. Ve artık bilinir ki: Gözle görülen çekilirken, gönle doğan yaklaşır.
Çiçek… Ne konuşur, ne yürür, ne el uzatır. Ama bir bahar sabahında açıldığında, susarak nice sırları anlatır. O, varlığın en zarif ifadesidir; ilahi sanatın renkli aynasıdır. Hiçbir çiçek kendini büyütmez. Toprak sabreder, su bekler, güneş dokunur. Ve o, sessizce açılır. Tıpkı kul gibi… Kul da ne kendini var eder, ne kendini yüceltir. Teslim olur. Ve teslimiyetin toprağında, aşkın suyuyla, hikmetin güneşiyle çiçeklenir. Her çiçek, Allah’ın bir isminin küçük bir tecellisidir. Kimi Latîf’tir, zarifliğe delil olur. Kimi Cemîl’dir, güzelliğin rengine bürünür. Kimi Vedûd’dur; sevgiyi kokusuyla fısıldar. Ama hepsi, “Ben yokum, O var” demeyi bilir. Çiçek, fanidir; solar. Ama güzelliği kalbe işlediyse, artık ebedîdir. Çünkü tasavvufta fena, yok oluş değil, asla dönüştür. Ve çiçek solduğunda, bir hakikat hatırlatır: “Her şey O’ndan açar, O’na döner.”
Ne zaman vedalaşmak için karşı karşıya gelsek her seferinde El sıkışırken ve kucaklaşırken benziyorduk şeddeli bir harfe Her ne kadar iki ayrı vücut iki ayrı varlık var idiyse de bizde İki vücutta bir can görürdü bakan gözler bizde Benim aşktan eriyişimden ve onun nurunun üstün oluşundan böyledir Eğer inleyişlerim olmasaydı, böyle bir şeyi göremezdi gözler
Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok Gücenmiştim hayata İnsan olmuştum ilk o zaman Ya da bozmuşlardı beni yenidoğandan Kendimi acıya teslim ettiğimde hatırladım Ölünmüyordu hatırladım