Yeni bir yalnızlığa sürüne sürüne gidiyordum, süründüğüm her yerde bileğimden damlayan intihar süslü kanım bir yol çiziyordu. Ayağıma bir taş bağlamış, kendimi uçurumdan aşağı bırakıyordum.
Ne zaman ileriye bakmaya çalışsam, sonu olmayan karanlık bir boşluktan başka bir şey göremiyordum. Bazen diğer insanları kıskanıyordum; güzel hayalleri olan, güzel geleceğe sahip insanları. Onlar, olmaları gereken yerde ve olmaları gereken zamandaydılar. Ben olmam gereken yerde ve zamanda mıydım, bilmiyordum. Aslında bu dünyaya ait miydim, onu bile bilmiyordum. Kendimi güzelliğiyle büyüleyen bir ağaca yapışmış, onu öldürmeye çalışan sarmaşıkmış gibi hissediyordum. Hareket dahi edemiyordum. Sanırım ben, yazgısının verdiği acıyı kabul ederek susup oturanlardandım. Kaderine kafa tutup onları istediği gibi şekillendirebilen insanları gerçekten kıskanıyordum. Kendimi, genç yaşına rağmen asırlık bir çınar kadar yaşlı hissediyordum.
Bazen Ateş'in söylediği sözler o kadar içten geliyordu ki, kapılıp gidiyordum. Sonra birden bir tokat iniyordu yüzüme, sözleri bütün vücuduma iğneler batırıyor, şaşırıp kalıyor, ne tepki vereceğimi bilemiyordum.