"Keşke herkes hayallerimizdeki kadar masum olsaydı. Keşke öyle bir gezegende yaşasaydık da, böyle adamlar çocukluğumuzu çalmaya cesaret bile edemeseydi."
“Yaptığının yanlış olduğunu da, büyük bir suç olduğunu da biliyorsun değil mi? Yakalanırsan bitersin. Yakalanırsan hiçbir şey yapmadığım halde ben de biterim. O insanlar ufacık kamyonetin kasasına sıkıştırılıp bir sınırın boyunda ölüme bırakılmayı hak etmiyor.” Cevap vermesini beklerken dik dik yüzüne bakıyordum ama o yüzünü buruşturmakla yetindi. “Ayrıca ben horlamam. Yalan konuşmasana.” Bu kez gerçekten güldü ve ben bu hareketi hiç beklemediğimden şaşırdım. “Sınırlar benim işim, Sarışın. Yasal olmadığını da, yakalanırsam başıma neler geleceğini de senden çok daha iyi biliyorum, akıl vermene ihtiyacım yok benim. Ayrıca horluyordun.” Gülümsemenin izleri dudaklarından ufak ufak silinip yerini küçük bir tebessüme bıraktı. “Ne oldu?” diye sordu ben ona boş bir ifadeyle bakarken. “Yakalanacaksın diye korktun mu yoksa?” “Neden korkacakmışım ki? Her şeyi senin yaptığını, beni zorla götürdüğünü söylerim.” Ateş bana tekrar güldü. Sanki ortada komik bir şey varmış gibi gülüp duruyordu. “Söylersin tabi.” dedi benimle alay ederek. “İçkine ilaç katıp seni bayılttığımı falan da söyle de inandırıcı olsun. Kızım sen benimle kafa mı buluyorsun yoksa gerçekten saf mısın? Allah seni bana ceza niyetine mi gönderdi acaba?”
"Birazdan yola çıkmamız gerek." dedi Ozan, Ateş mavilerini bir saniye üzerimden çekmezken. "Edirne'ye gitmeliyiz. Sedat Tuna adamlarını göndermeden, yerlerimizi alalım." Ozan'a bakmadan sadece başımı sallayarak onayladım. "Bu kez kumar oynuyoruz, Sarışın. Ortaya hayatımızı koyuyoruz." dedi Ateş. Elmacık kemikleri derisinin altından konuştukça belirginleşiyordu yine. "Ne pahasına olursa olsun, o adamı yakalamak zorundayız. Sakın bir aksilik çıkarmaya ve yine onu savunmaya çalışma. Zaten gecenin sonunda onun nasıl bir adam olduğunu tamamen öğrenmiş olacaksın." Bilmiyordum, önümüzdeki birkaç saatte neler olacaktı ve ben nelerle yüzleşecektim, gerçekten bilmiyor ve merak etmeye dahi çekiniyordum. "Sedat Tuna, bu gece o tırı alıp evine gidemeyecek! Herkes yapması gerekeni biliyor, onu bu gece kimse kurtaramayacak."