Kendini suçlamasını gerektirecek bir şey yoktu. Daha ileri gidemiyorsa, yapabileceği bir şey kalmamıştı! Kendi hatası değildi, bu, vicdanının değil Tanrı'nın kararıydı.
Sadece, zorunlu ve kaçınılmaz
olarak hangi kararı alırsa alsın, içinde bir şeylerin öleceğini, sağdaki ya da soldaki bir mezara gireceğini, mutluluğunun
ya da erdeminin can çekişmesini yaşadığını hissediyordu.