Tekrar yürümeye başladık. Aniden bir ses duyduk, "İşte deniz. İşte derin deniz. İşte engin, kudretli deniz," diye bağırıyordu. Sesin geldiği yere ulaştığımızda denize arkasını dönmüş bir adam gördük. Kulağına bir deniz kabuğu dayamış, kabuktan gelen sesleri dinliyordu.
"Devam edelim," dedi ruhum, "bu adam bir gerçekçi, kavrayamadığı bütüne arkasını döner, parçalarla oyalanır."
Bir yüz gördüm, parıltısının altındaki çirkinliği seçebiliyordum ve bir yüz gördüm, ardındaki güzelliği görmek için parıltısını kaldırmak zorunda olduğum.
Güneş doğarken tilki gölgesine baktı, "öğle yemeğinde bir deve yiyeceğim," dedi. Bütün sabah etrafta deve aradı. Öğle güneşinde tekrar gölgesine baktı, "bir fare yeterli," dedi.