Kendi yolunuzdan gidin! Bırakın halk ve halklar da kendi yollarında gitsinler! – Karanlık yollardır onlarınki, sahiden bir umut bile görünmez artık ufukta!
Ey kardeşlerim, zalim miyim ben? Ama derim ki: Düşmekte olanı itmeli bir de!
Bugüne ait olan her şey – düşüyor, çürüyor:
kim tutmak ister onu! Ama ben – ben itmek istiyorum bir de!
“Çok öğrenen, unutur tüm şiddetli arzuları” – bunu fısıldıyor insanlar kendilerine tüm karanlık sokaklarda.
“Bilgelik yorgun düşürür, değmez, değmez – hiçbir şeye; arzu duymamalısın!” – Bu yeni levhayı asılı buldum pazaryerlerinde bile.
Kırın, ah kardeşlerim, kırın bu yeni levhayı da!
Dünya yorgunları, ölümü vaaz edenler ve eli sopalılar astı onu; çünkü bakın, aynı zamanda bir kölelik vaazıdır bu! –
Ey kardeşlerim, sizi kutsuyor ve yeni bir asalete yöneltiyorum: geleceği doğuranlar, yetiştirenler ve geleceğin tohumunu atanlar olun, – – sahiden, tüccar altınlarıyla ve tüccarlar gibi satın alabileceğiniz bir asalete değil: çünkü fiyatı olan her şeyin çok azdır değeri.
Çalmamalısın! Öldürmemelisin!” – Bir zamanlar kutsal sayılırdı böylesi sözler; insanlar diz çöker, boyun eğer ve pabuçlarını çıkarırdı bu sözlerin önünde.
Ama soruyorum size: bu kutsal sözlerden daha iyi hırsızlar ve katiller görülmüş müdür dünyanın herhangi bir yerinde?