içinizdeki öz dışardakilerin istilasına uğrarsa ne yaparsınız? ben nefes alır gibi kitap sayfaları çeviriyorum. bazen daha hızlı bazen daha yavaş. evin içinde dolaşırken bile elimde kitaplarımı taşıyorum. ancak onların varlığıyla kendim olabiliyorum sanki.
tove ditlevsen ise geleceğin hayalleri yerine istikrarı dayatanlara karşı yazmayı seçmiş biri. aynı gündelik şeyleri konuşup duran insanlara tahammül edemediğini söylüyor. üçleme boyunca şiirden ve kitaplardan konuşabileceği birine olan ihtiyacını okuyucuya hatırlatıp duruyor.
kopenhag üçlemesi çocukluk, gençlik ve bağımlılık olarak üç kitaptan oluşuyor.
çocukluk, yazarın başa çıkmaya çalıştığı çocukluğa dair hislerini anlattığı kimi zaman satırların arasında hüzünlü dizelere rastladığınız bir anlatı. en çok annesi tarafından anlaşılmak ona yakın olma ihtiyacının yakarışı ve şair olma istediğinin ailesine ilanı var satırlarında.
gençlik’te evden ayrılıp kendi hayatını kurmaya ve yazmaya devam ettiği, yazdıklarının yayınlamaya başladığı dönemi anlatıyor. bu kitap ve bağımlılık üslubun daha sade olduğu bir anlatı. aşk, evlilik, çocuk doğurmak, kendi olmak arasında gidip geldiği düşünceleri ve yaşadıklarını anlattığı gençlik’ten sonra bağımlılk’ta evliliklerini ve m*dde bağımlılığı dönemini anlatıyor.
tove ditlevsen bana en sevdiğim yazarlardan tezer özlü ve annie ernaux’yu hatırlattı. yazarken tezer özlü ve annie ernaux kadar cesur mu çok emin değilim fakat kendi hayatına noktayı koyuş şekli ile benim cesaretle ilgili değerlendirmemi boşa çıkardığı kesin.
tove ditevsen gibi yazarların sayesinde kadınların öznel hayatlarında yaşadıklarını bilmenin toplumsal normlardaki dayatmalardan kurtulmak için ne denli önemli olduğunun bir süredir farkındayız. yıllardır kadın hareketinin söylediği gibi -kişisel olan