Solvej Balle’nin Hacim Hesabı serisinin ilk cildini az önce bitirdim ve farklı hislerle kapağı kapattım. Roman, Tara Selter’in aynı günü sürekli tekrar eden bir döngüye sıkışmasıyla başlıyor. Bu sadece bir “zamanda sıkışma” motifi değil; insan öznenin süreklilik algısını doğrudan sorgulayan deneysel bir yapı.
Zaman, kimliğin ve anlamın temel taşı. Balle, bu akışı durdurarak soruyor: Zaman akmadığında kimlik nasıl var olabilir? Tara’nın deneyimi, zamanın ilerlememesinin hayatın anlamının çökmesine ve öznenin kendi hikâyesini kuramamasına yol açtığını gösteriyor. Bir de geleceğin yokluğu ve zamanın akmayışı, hayatın amacını içi boş bir kavrama dönüştürüyor, amacın yokluğu da insanın kimliğini erozyona uğratıyor. Bu noktada Hacim Hesabı, yalnızca kurgusal bir zaman anomalisi değil, insanın anlam üretme kapasitesine dair kuramsal bir sorgulama olarak da okunabilir. Ayrıca, Tara’nın gerçekliğinin başkaları tarafından doğrulanamaması, gerçeklik ve kimlik ilişkisini öne çıkarıyor: Gerçek, bireysel mi yoksa kolektif bir uzlaşı mı?
Özetle, birinci cilt, zaman, kimlik ve gerçekliğin sınırlarını test eden ve modern kimlik kuramına dolaylı göndermeler yapan bir metin.