İroniye bakın ki öncelikle sağ cenahın kimlik siyasetine meze ettiği o İslam düşünürleri bugün yaşasalardı, bizzat o cenah tarafından "batı yalakalığı" ve "monşerlik" ile suçlanırdı.
Ancak yalın yazabilmek cesaret ister çünkü böyle yaptığınız taktirde anlaşılması zor olan yazıyı 24 ayar bir zekanın simgesi gibi gören insanların inançları yüzünden basit bir niteleme, küçümseme tehlikesiyle yüz yüze kalırsınız. İnsanlarda bu eğilim öyle güçlüdür ki, Montaigne şunu sorar kendine;
Acaba üniversite hocaları,o herkesten çok değer verip yerlere göklere koyamadıkları Sokrates ile kendi yaşadıkları sokaklarda karşılaşsalar, onun üstünde kirli peleriniyle Platon'un Diyalog'larının sağlandığı prestijden yoksun, sade bir dille konuşurken görseler ona bu kadar değer verirler mi?
Çok kendine özgü ve alışılmadık bir giysi ile insanların ilgisini çekmeye çalışmak nasıl küçük bir aklın göstergesi ise, konuşmada da yeni deyişlerle, az bilinene sözcüklerle kendini ifade etme arzusu bir ilkokul müdürünün yeniyetmelerinkini andıran hırslı tavırlarını akla getirir. Sözcük dağarcığımı Paris sebze halinde kullanılan sözcüklerle sınırlı tutmayı ne çok isterdim. Montaigne
İnsan nedir ki? En ufak bir sarsılmayla, en hafif bir çarpmayla kırılacak cam bir vazo... Narin, çıplak, savunmasız, başkalarının yardımına muhtaç, Fortuna' dan gelecek bütün darbelere açık.