Onlara ne diyebilirdi ki? Yirmi bin insanın feci öfkelendiğini mi? Şehrin dört
bir yanında tıkanan caddelerin sesini duyabildiğinizi mi? Sonra gidip hınçlarını
sekreterlerinden, trafik polislerinden falan çıkardıklarını, onların da başkalarına
sataştıklarını mı? Hepsinin kin dolu kötülükler yaptıklarını ve, asıl güzeli de, o
kötülükleri kendilerinin tasarladıklarını mı? Hem de günün geri kalanı
boyunca. Başlattığı şeyin bulaşıcı etkisinin haddi hesabı yoktu. Bu sayede
Crowley kılını bile kıpırdatmadan, binlerce ruhun hafif bir kir tabakasıyla
kaplanmasını sağlamıştı.