Siz hiç aşkınıza hem yakın hem uzak olduğunuz mu? Onunla yatıp kalkarken bir anda araya mesafelerin girdiğini ve yıllarca onu göremediğinizi hiç hayal ettiniz mi?
Peki ya aşkınızı tek başınıza yaşatmaya çalıştınız mı?
Bakımsız kalan bir çicek etrafına ne kadar süre koku yayar?
Her şeyi dün gibi yaşarken. zaman ilerleyip yaşlansak da aynı kalır mı duygularımız?
Kitabın bitirip kapağını kapattığımda bu soruları kendime sorarken buldum.
Yazarımız çoğu kitabında olduğu gibi tutkulu ve kimi zaman yasak bir aşkı en güzel betimlemelerle, okurun yüreğine en derinden dokunacak şekilde işliyor.
Kitabın içeriğinden biraz bahsedelim. Bundan sonrası spoiler içerebilir.
Kahramanımız Ludwig, fakir bir yaşamdan azmi ve çalışkanlığı ile sıyrılıp kariyer basamaklarını kendi tırnaklarıyla kazanlardan. Çalışkanlığı, güvenilirliği patronu tarafından gözden kaçmıyor ve giderek patronun en güvendiği adam pozisyonuna geliyor.
Kariyer basamaklarını çıkarken içindeki yoksulluğun ağır duygusal baskısı sınıfsal farklılığı derinden hissetmesine neden oluyor.
Ludwig patronunun sağ kolu olduktan sonra onun ihtişamlı evine taşınıyor. Yasamını orada sürdürürken evin hanımına aşık oluyor. Aşkının karşılığınını bulup bulamaması, ev içinde yaşanılanlar... Bunları okuyucuya bırakmak en iyisi.
Bir süre sonra önemli bir iş için uzun süreliğine ayrı kaldığı aşkı, mektuplar, tam evine dönecekken patlak veren dünya savaşı...
Gittiği ülkede kurduğu yeni bir yaşam ve yıllar sonra aşkı ile bir araya gelmesi...
Okurken beni derin düşüncelere sevk eden nadir kitaplardan. Aşkı seviyorum belki de ondandır.
Bir çırpıda okuyup kahvenizi yudumlayacağınız eserlerden.
Keyifli okumalar.