Kitabı okurken otobiyografi okuduğumu geç fark ettim. Yazar ilk olarak çocukluğuna götürüyor sizi ordan alıp büyütüyor yaş yaş olgunlaştıkça fikirleri de iç dünyası da farklılaşıyor. Kitabın kasvetli bir havası var ve kolay kolay bu hava dağılmıyor sizi de içine çekiyor çektikçe daha çok çekilmek ve bir an önce bitirmek istiyorsunuz , belki de kurtulmak. Ama kitap kolay kolay bırakmıyor içine çektiğini. Okuyup bitirseniz de altını çizdiğiniz satır aralarına tekrar dönmeniz uzun sürmüyor zira. Kitabı okurken sarsıldığımı hatırlıyorum. Şule gürbüz kendine ayrı bir dünya kurmuş gibi. O dünya sizi kendine sarıyor, ardından başınıza yıkılıyor. Kitapta en sevdiğim kısım hayır demeden itiraz kısmıydı. Yazarın mevsimlerle, meyve sebzelerle, kendiyle, kendini ifade edişiyle , yaşamla kurduğu bağ büyüleyiciydi. Bu büyü bende kitabın sonlarına doğru kayboldu. Yazarın iç sıkıntısından strese girmiştim. Yer yer sadece okuyup bitirmek için devam ettim. Ve şükür ki bitirdim. Kitabı bitirdim ama ben de enikonu bittim.