Hepsi boşuna. Verilen şey her an geri alınabilir. Acımasızlık ve yıkım her köşe başında, sandıkların içinde, kapıların ardında seni bekliyor: Bir hırsız ya da haydut gibi her an üstüne atlayabilirler. İşin sırrı, tedbiri bir an olsun elinden bırakmamak. Asla güvende olduğunu düşünmemek. Çocuklarının yaşamaya, süt emmeye, nefes almaya, yürüyüp konuşmaya, gülüşüp kavga etmeye, oynamaya nasılsa bir şekilde devam edeceğini düşünmemek. Göz açıp kapayıncaya kadar yanından ayrılabileceklerini, elinden alınabileceklerini, şeytan arabasının tüyleri gibi senden kopup gidebileceklerini bir an olsun unutmamak.
Öğleden sonra şehirdeki iki eve gidip Latince dersi verecek; derslerin boğuculuğunu ve sıkıcılığını, yakınlardaki bir hayvan leşinin kokusunu alır gibi şimdiden hissediyor. Oğlanların uyuklaması, küçük karatahtalarından çıkan gıcırtılar, ders kitabı sayfalarının kırıştırıla kırıştırıla hızla çevrilişi, fillerle bağlaçların melodili tekrar-lan.
“Susanna'nın beyaz gül yapraklarına benzeyen kulaklarını, kanat gibi açılan minicik kaşlarımı, oraya firçayla boyanmış gibi başının tepesinde duran siyah saçlarını doya doya izleyebilecekken, başka yere bakıp ne yapacak ki? Çocuğu onun için dünyadaki en güzel sanat eseri: Ne geçmişte ne de gelecekte, herhangi bir yerde, ondan daha mükemmel bir şey olamaz.”