Güldere Demir

İnsanlar yalnızca nüfus sayımlarında, istatistiksel hesaplamalarda, oy hesaplarında dikkate alınıyor, bunun dışında varlıkları pek bir anlam ifade etmiyordu; insan hayatının, sayısal verilere dayalı kurgulara nesne yapılması da modern çağın belirleyicilik arzusundan herhalde. Hayatı yığınla grafikten, yatay ve dikey eğrilerden ibaret sayan bir zamanı yaşıyoruz. Matematik bilmeyenlerin tutunamadığı bir çağ. Hesaplamalarla dolu her yer. Bankalar, müşavirlik bürolanı, borsa, şirketler, puan hesaplamaları, ekonomik veriler, vergı hesaplamaları, pariteler, faturalar... Tanrım, sayılar bizi yok edecekler!..
Kendi var oluşunu geçiştirenler, başkalarının var oluşunu da ucuz sözcüklerle geçiştirme uğraşındalar. Aslında bir yandan kendilerini de geçiştirme çabası bu. Ne kadar önemsiz-leştirirsen o kadar uzak tutarsın zihninden.
Giderek insanlardan kaçan biri haline geliyordu. Insanlara nazik davranmakta her geçen gün daha da zorlanıyordu. Varlıkları canını sıkıyor, sohbet çabası onu rahatsız ediyordu. Ona huzursuzluk veriyordu, onlarla bir araya gelir gelmez başından savmak için hemen bahane arayışına giriyordu.
"Hastayım, çok hastayım," dedi. "Şimdiye dek ne kadar hasta olduğumu fark etmemiştim. İçimdeki bir şeyleri yitirdim. Yaşamdan hiç korkmadım ama yaşama doyup yaşamaktan bıkacağımı hiç düşünmemiştim. Hayat beni o kadar tatmin edip doyurdu ki hiçbir şey arzulamıyorum.
Gerçekçilik benim doğamın kaçınılmaz bir unsuru ve burjuva ruhu gerçekçilikten nefret eder. Burjuva korkaktır. Yaşamdan korkar. Sen beni şekillendirip kalıplar içine sokacaktın. Beni, hayatın bütün değerlerinin gerçekdışı, sahte ve bayağı olduğu güvercin yuvası kadar bir yaşamın içine sıkıştıracaktın."