Ben sözler karşısında renk vermem , ama içime atarım onları. N ’olur, zulmetme bana. Biz sadece birleşmiş değil, aynı zamanda kaynaşmış, hal-hamur olmuş, üç olmuş, göz olmuş kimseleriz. Sen ve ben yok. Sen-ben var. Bil bunu. Aslında bilirsin de bunu.
N ’olur! Ha?..
Biz iki ayrı ırmak gibi ayrı yerlerden kopup geldik, kavuştuk bir noktada, yanıbaşımızdan küçük bir kolda alarak büyük bir nehir meydana getirdik; birlikte akıyoruz şimdi. Nicedir bu böyle.
Biz genelde nimet verilmeyenlere acıdığımız için kaderi anlayamıyoruz. Bunun ne günahı var?"diyoruz. Verilenlerin ne sorumluluğu var?" sorusunu kimse sormuyor. Odağımızı değiştirelim. Verilmeyenlere, "Bunlara yazık değil mi?" diye düşünmeyi bırakıp, "Verilenlerden ne bekleniyor?"diye düşünelim.