Çaldığı Mona Lisa'yı iki sene boyunca Paris'te, ucuz bir pansiyonda sakladı. Yatağın altındaki bir sandıkta... İki yıl boyunca Mona Lisa sansasyonunun dinmesini bekledi ancak olay çığ gibi büyüyordu. Sürekli Mona Lisa konuşuluyordu. Her yerde o vardı. Sigara ve sakız paketlerinin üzerinde bile! Kartpostallar, broşlar, posterler, fincanlar, eşarplar... Günümüzde hâlâ en fazla reprodüksiyonu yapılan eserlerinden biridir.
Vincenzo, Leonardo'nun Mona Lisa adlı eserinin ünlü Fransız Imparatoru Napolyon tarafından çalındığını düşünüyordu. Ancak gerçek bundan bir hayli farklıydı çünkü tablo, Fransa Kralı I. Francis'in sarayına bizzat Leonardo da Vinci tarafından götürülmüştü.
Da Vinci birdenbire sanat tarihinin en merak edilen ve en gizemli görülen sanatçılarından biri hâline gelmişti. Bana soracak olursanız Gustav Klimt bile daha ilgi çekici ve gizemlidir ama bu başka bir kitabın konusu...
Leonardo'yu anlatan kaynakları kabaca tarasanız bile onun gizemli biri olmaktan çok uzakta durduğunu, gıyabında yaratılan bu havanın da reklam stratejisinden başka bir şey olmadığı gerçeğini görürsünüz.
Ancak bu tablo 1911 yılına dek sanata sınırlı ilgisi olanlar ya da halktan kişilerce pek bilinen bir eser değildi. Mona Lisa, çalındıktan sonra akıl almaz ölçüde meşhur olmuştu.
Ünlü İspanyol ressam Pablo Picasso'nun adı da tablonun çalınması olayına karışmıştı. Bunun nedeni yakın çevresinin kötü namıydı. Yakın dostlarından biri olan şair Guillaume Apollinaire, daha önce bir hırsız ile ev
arkadaşlığı yapmış ve bu sayede eline Louvre Müzesi'nden çalınmış bazı Mısır heykelleri geçmişti. O da bunları Picasso'ya götürmüştü.
Biri ressam diğeri şair bu iki ünlü isim sorguya alındı ve iki gün boyunca tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldılar. Picasso ve Apollinaire'in sorguda ağladığı
bile söylenir