Hayvanlar sadece kendi bebeklerini emzirmek için süt üretiyordu. Dolayısıyla çobanlar önce koyunları hamile kalıp doğurmasını, sonra da kuzularının tüm sütü içmemesini sağlamak zorundaydı. Çözüm basitti: Kuzular doğduğunda çoğunu kesip yemek. Böylece insanlar annelerinin sütünü sağabiliyordu. Koyun sütten kesildiğindeyse yanına bir koç bırakıp yeniden hamile kalmasını sağlıyorlardı.
Bu artık "esas adam esas kızı alır” hikâyesi yerine "kaçıngan kaygılıyla tanışır" hikâyesi oluyor. Adamın yakınlığa ihtiyacı var ve kadın bundan kaçıyor. Kaderleri en baştan belliydi ama kahramanımız bunu görmedi. O kadının gidip başkasıyla evlenmesi, kaçıngan biri olduğunu ve evlilikten kendisinin (ya da kocasının) mutluluğunu sağlayamayacağı gerçeğini değiştirmez. Davranışını sürdürecek ve kocasını kendinden birçok şekilde uzaklaştıracak. Hepimizin bildiği gibi kahraman onun hayalet eski sevgilisi olacak.
Genç bir adam, güzel ve akıllı bir kadına tutkuyla âşık olur. Hayatının geri kalanını onunla geçirme isteğiyle dolar. Fakat kadın özgür ve bağımsız olmakta kararlıdır ve bunu daha baştan adama söyler. Hikâye boyunca kadın karışık mesajlar verir. Adama kur yapar ve onu kendine bağlar, böylece adama mutlu son ümidi verir. Fakat tam bir Hollywood numarasıyla kadın adamın kalbini kırar. Adam çok sonradan kadının hayatının aşkıyla evlendiğini ve sonsuza dek mutlu yaşadığını öğrenir. (Film burada bittiği için ancak bu kadarını biliyoruz.)
İlk tepkimiz, bütün seyirci gibi kadına âşık olmak oldu. Güçlüydü, tutkulu ve bağımsızdı - gerçek bir özgür ruh. Ve dürüsttü de. En başta adamı ciddi bir ilişki aramadığı konusunda uyarmıştı. Bu yüzden onu suçlayamazdık. Ayrıca adam onun için "o kişi" değildi (nihayetinde sonrasında "o kişiyi bulduğunu öğrendik).