...
Öncelikle bildiğiniz üzere Ahmet Ümit polisiye romanları ile tanınmış bir yazar ve evet bu kitabı da bir polisiye romanı. Yalnız okuduğum diğer Ahmet Ümit romanlarına kıyasla roman yalnızca olay örgüsü ile işlenmemiş ve tarihi imgelere de sıkça yer verilmiş. Böylece roman olayların yaşandığı ana mekan Tarlabaşının tarihine iniş yapmış ve okuyuca semtin sosyolojik durumu ve tarihi geçmişi hakkında bilgi edinebilme imkanı da sunmuş.
Roman dil ve anlatım açısından gayet akıcı. Okurken bir sonraki sayfada ne olacağı hakkında merak duyuluyor yani merak ögesi ön planda ki bu polisiye romanlar için olmazsa olmaz bir durum. Ahmet Ümit’in bu romanında bunu başarıyla ön planda tuttuğunu söyleyebiliriz ancak bu bağlamda okuduğum en iyi romanı diyemeyeceğim.
Merak ögesinin diğer romanlarına göre biraz arka planda kalmasının temel nedeni de bu kitabında imgeler üzerine yoğunlaşmış olması diyebiliriz. Her halükarda anlatım açısından kısa sürede okunabilecek gayet sürükleyici bir roman.
Gelgelelim yazar ve kitap hakkındaki birtakım analizlere. Öncelikle Ahmet Ümit Tarlabaşı’na ya da buna benzer semtlere veya bu semtte yaşayan insanlara çok farklı bir bakış açısıyla yaklaşmış ve okuyucunun da bu şekilde yaklaşması gerektiğini vurgulamış. Bilirsiniz bu gibi semtler suç potansiyelinin yüksek olduğu her türlü yasa dışı işin dönebileceği, girerken iki kere düşündüğünüz semtlerdir.
Yazar temel problemin burda yaşayan insanlarda değil zamanında bu semtin yıkılışına göz yumanlarda olduğu vurgusu yapmış ve olaya siyasi bir bakış açısı katmış.Bu konuda yazarın görüşlerine katıldığımı söyleyebilirim. Ayrıca gezi olayları, mafya babalarının para gücü ile ezdiği insanlar, soyutlanmış kadınlar vb gibi birçoğu sosyal konuya da değinmiş yazar. Bu durumlar üzerinden
“Daha çok anlat.” dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?”
“Çok, elimden gelse, seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”