Bu dünyadan hafif adımlarla ve tebessümle geçme imkanını elden kaçırmamak üzere bağlandığım nezaket disiplini beni takva sahibi yani sakıngan biri kıldı sanırım.
Tolstoy'un Diriliş romanının ilk cümlesi: "Yüz binlerce insan üzerine doluştukları toprak parçasını çirkinleştirmek için vargüçleriyle uğraşsalar da; orada hiçbir şey yeşermesin diye her yana beton döküp, filizlenen her bitkiyi kökünden koparmış, havayı kömür ve petrol yaparak alabildiğine kirletmiş, çevredeki tüm ağaçları kesmiş, tüm dört-ayaklıları, kuşları kovmuş olsalar da, ilkbahar gene ilkbahardı."
Ufka bakmak istesemde, hayatıma çizilmiş hududu geçemiyorum. Mukadderat dediğimiz o kati (kesin) muğlaklığın (belirsizlik) muhasarası (kuşatması) altındayım. Kendi kendime soruyorum: Acaba bir şey yapabildim mi?..