Geçip giderdi.
Oysa geçip gitmiyor hiçbir şey, duruyor, her şey aynı yerde dönüp duruyor. Hayat Sisifos'un taşı. Taşı yukarıya taşı, taş yuvarlansın aşağı, taşı yine yukarı taşı.
Bunun memleket hasretiyle bir ilgisi yok, kendimi memleketsiz hissediyorum, zaten hasretini çekeceğim bir memleket de istemiyorum çünkü memleket bir anlamda ev demek. Oysa ev bende öldürücü denecek kadar mutsuz bir sessizlik çağrıştırıyor. Çocukluğumun zihnime kazınmış evini içindeki her şey ve herkesle, hatta sokağıyla, şehriyle birlikte unutmak istiyorum.
Ama unutmak açıp kapatabildiğim bir elektrik düğmesi değil, git deyince bellekten gitmiyor yaşananlar. Bu yüzden hayatım boyunca kendimden uzaklaşmak istedim, sürekli yalanlar uydurdum bunun için.
İçten içe kendimden başkası olmak istiyordum, bunu neden istediğim hakkında düşünmek istemiyordum.
Şimdi nedenini biliyorum yeterince düşündüm.
Çıplak hayat korkunçtur çünkü, güzel gerçeklerle süslenemeyen bir hayat korkunçtur ve ölmeyeceksen eğer kendini kandırman gerekir.
Bunların geçmişi unutmakla ilgisi yok. Geçmiş hatırlanmıyor. Her defasında yeniden kurgulanıyor. Zihin boşluğa tahammül edemiyor, bütün boşlukları kendi dolduruyor, mutlaka iyi şeylerle ya da elden geçirilmiş ve acılığı giderilmiş şeylerle dolduruyor.
Gülmek varlığı ele geçirebilir diye düşündüm. Kısacık bir an için bile olsa gülmek pusuda bekleyen ölümü yenebilir. Bu yaşamaktır. Yaşamak zaten anlık bir şeydir.