...Ama biliyordum ki, ölenle ölünmez!
“Ölüm yalnız yenilen bir yemektir.”
Tadını öğrenenlerin payına düşen suskunluktan
biraz çaldığımı itiraf etmeliyim.
Ölüm… bakmayın siz ölümü aklımdan geçirdiğime, ölüm lükstü bana.
Bana kalan, yüreğimin ateşinde dibi tutmuş bir helva ve bir çığlığın ortasındaki düğüm ki o yaşamdır!
Yaşamak, alınan soluk mu sadece?
Öyleyse yaşam tüm şiddetiyle devam etmekteydi.
Sorular durmadan rengini değiştirmekteydi. Siyahtan
beyaza doğru. Aslında, pembeden siyaha doğru!..
...Aslında bu bir son değil, kırıntıdan simli bir başlangıç,” dedi kendine Dila ve zihin yolculuğuna devam etti.
Gönül esaretinden, ruhun hürriyetine doğru kanat çırpma vaktiydi…
...Eğer mücadele eden bir ruha sahipse insan, Hayatındaki
her şey onun kendi mücadelesinin sonucudur. Kimseye eyvallahı
yoksa, o minnetsiz biri değil, kimsesizdir aslında! Eğer hayatında
hiç mücadele etmesi gerekmeden yaşamını sürdürebilmişse, nasıl
hiç varlığını hissetmediği bir hayata sahip olabilir ki? O hayat
zaten onun değildir. Hiç olmamıştır!...
"Neden fiillerin öz ile uyumu, kravatın gömlekle veya gömleğin etekle uyumu kadar önem görmez insan hayatında? Hangi kuvvet, varlığı varlığına tehdit yaşamların, aynı karede kader çizgilerini belirler?"