Yazarın romanda kullandığı köy ağzı, okuru doğrudan köy atmosferine taşıyor ve esere dahil olmayı kolaylaştırıyor. Olay örgüsü,Kantarma köyüne büyük başkanın gelişiyle başlıyor. Köyün iki temel sorunu vardır; su ve Kur'an kursu.
Köyün bir kısmı ,su için başkandan destek isterken
diğer kısmı Kur'an kursu açılmasını talep eder.
Ancak üç beş hane köy halkı önce hangisinin gerçekleşmesi gerektiği konusunda bir türlü uzlaşamaz; herkesin bir fikri vardır ama kimse birbirini dinleyip ortak bir sonuca varamaz. Uzun uğraşlar sonunda su köye gelir fakat çıkan suyun acı olması tarımsal faaliyetleri olumsuz etkiler.Geçim sıkıntısı beraberinde köyden göçü başlatır. Romanda beni en çok üzen nokta ise, 50 yıl önce yaşanan sorunların bugün hala karşımıza çıkıyor olmasıdır. Toplum olarak gerçekten ne kadar yol kat ediyoruz, yapılan hatalardan ders alıyor muyuz? Sizce bu durum değişti mi?
Son olarak yazarla ilgili şunu söylemek isterim,
Fakir Baykut, köy edebiyatının sesi olmuş; köylünün
derdini, toprağın kokusunu ve emeğin alın terini edebiyatımıza taşımış önemli yazarlarımızdandır.