Ailelerinin ''istedikleri her şey var, diğerlerini de elde edebilirler,'' diye düşünmelerine rağmen, gençlerin onların bu içe kapalı ve ölü yaşamlarına isyan etmeleri ilginç bir çelişki doğuruyor. Aslında haklı olan gençler, her istediklerine sahip olamadıkları ve sahip olamadıkları şeylere özlem duydukları için mutsuz ve isyankardırlar.
Belki de ''olmak'' ilkesini en iyi, Max Hunziker'den esinlendiğim şu sembolik düşünce anlatır: Mavi bir camı, mavi dışındaki renkleri özümsemediği ve yansıtmadığı için ''mavi'' diye tanımlarız. Verdiğimiz ad sahip olduklarına değil, dışa yansıttığına ve verdiğine bakılarak yakıştırılmıştır mavi cama.
''Sahip olmak'' şeylere, nesnelere ilişkindir ve bunları görüp tanımlamak kolaydır. ''Olmak'' ise, yaşantılara, duygulara ve bazı içsel süreçlere dayandığı için, dile getirilmesi, tanımlanması zor ve hatta imkansızdır. Kişilik dediğimiz, dışa vuran yanlarımızı, yani taşıdığımız maskeleri tanımlamak mümkündür. Çünkü bu dışlaşmış bir nesne, bir ''şey''dir. Ama yaşayan insanı, ölü bir resim ya da cansız bir madde gibi tanımlamak mümkün olmaz. Kişinin karakteri, davranış biçimi ve yaşam anlayışı üzerine birçok şey söylenebilir ve bu söylenenler, o kişinin psişik yapısının anlaşılmasına önemli katkılar yapabilir. Ancak o kişinin tüm benliğini, bireyin o tek başınalığını, bir kereye özgülüğünü ve ''öyle oluşunu'' tam olarak kavramak hiçbir zaman mümkün değildir.
Tüketim, günümüz aşırı tüketim toplumunun belki de en önemli sahip olma biçimidir. Tüketilen şeyin kişiden geri alınması imkansız olduğu için, bu durum korku duygusunu azaltmaya yarar. Ama her tüketilen şey, tüketildiği andan itibaren, tüketiciyi tatmin edemez hale geldiği için de , insanlar yeniden ve daha fazla tüketime yönelmek zorunda kalırlar. Bu çarkın sonu gelmeyince, hep tatminsiz bir çırpınış içinde bocalayan modern tüketiciler, kendilerini şu formülle ifade etmek zorunda kalırlar: '' Ben sahip olduğum ve tükettiğim şeyler dışında bir hiçim.''
İyi kalpli akrabalar ve doktorlar esrime ve ilhamlarını tedavi etmeye kalkmadıkları için Buddha, Muhammed ya da Sheakspeare ne kadar da şanslıymış! -dedi Kovrin.
Sayfa 35 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu