Sözgelimi kişi can evinden vuruldu, ya da -varlığından bihaber olduğu bir durumda- damarına basıldı, böyle bir anda en aklıselim sahibi en mülayim kişi dahi rakibine "üstün gelmekten" başka kaygısı bulunmayan, söylediği yalanlara ve yaptığı mantık hatalarına aldırmayan saldırgan bir partizana dönüşebilir.
Bilinen bir gerçek öylesine dayanılmaz olabilir ki görmezden gelinir, bilince girmesine müsaade edilmez ya da her şeyde hesaba katılır ama yine de kişinin zihninde bile gerçek olduğu kabul edilmez.
Muhtemelen en büyük motivasyonu bir hayaletin bir canlıya duyabileceğine benzer bir kıskançlık duymasıdır. Bu, başkaları için mutlu olamayacağının ayırdına varan bir adamın kıskançlığıdır. Kendisinden biraz daha mutlu olabilme ihtimali bulunanlardan korkar. Böylesi bir tablonun siyasi ifadesi ya gerici ya da nihilist olmalıdır; çünkü bu siyasi ifadeyi benimseyen kişi kendi karamsarlığını boşa çıkaracak yönde ilerlemesini engellemek isteyecektir.Bunu da ya her şeyi paramparça ederek ya da toplumdaki değişimin önüne geçerek yapabilir.
İşin içine korku, nefret, kıskançlık, güce
tapınma girdi mi gerçeklik duygusu ortadan kaybolur. Daha önce de belirttiğim gibi, vicdani yükümlülüklerden de eser kalmaz.
Gerçekten ne olduğu konusundaki genel
belirsizlik hali de deli saçması görüşlere inanmayı kolaylaştırıyor. Hiçbir şey teyit edilmediği ya da yalanlanmadığı için en şaşmaz gerçekler bile hiç utanmadan inkâr edilebiliyor.