Bu açıdan bakınca, yağmurda hüzün gibi bir şey galiba : ilk başta , aman bana ilişmesin diye didinir sakınırsın, emniyetli ve kuru kalmak için elinden geleni yaparsın, ama baktın olmuyor, baktın ki yağıyor üzerine dört bir koldan , gark olursun ta dibine kadar ve bir kez bu kadar tattın mı içine , ha bir damla eksik ha bir damla fazla ne farkeder. Yağmurda hüzün gibi bir şey, yakalandın mı bir kez, azı çoğu yok artık.Olsa olsa “kuru karabilenler” ve “Sağanaktan nasibini alanlar” var.
Onun mantığı akıl almaz biçimde kurulmuştu.Bir şeyi yapmadan önce yapılmasının doğru olabileceğini kabul eder, yaptıktan sonrada yanlış olduğunu düşünürdü.Başka bir deyişle, düşünürken doğru olan şeyler gerçekleşince yanlış oluyordu.
-Niye ikimizde aynı şeyi yaptık acaba ?
-Birbirimize benzediğimiz için olsa gerek -Düşünceleriniz bakımından değil ama! Belki duygululuğumuz bakımından biraz birbirimizi andırıyoruz o kadar.
-Ama düşünceleri yöneten de duygulardır…
Sue’ya karşı olan ihtirası ruhunun başına dert oluyordu, beri yandan Arabella ile geçirdiği on iki saat bundan beterdi…Her neyse bütün bunları bir araya toplayınca kendisinin din adamı olamayacak kadar ihtiraslı bir insan olduğunu anlıyordu.Hayatı boyunca bedeni ile ruhu arasında zorlu bir savaş olacaktı; muhakkak ki şimdilik yapabileceği en iyi şey ruhunun tarafını tutmak olabilirdi.