Hardy’nin yayınlandığı dönemde kiliseyi ve muktedirleri çok rahatsız eden, hatta bu nedenle yazarın son romanı olduğu söylenen orijinal adı ile “Jude the Obscure” dilimize neden “Adsız Sansız bir Jude” olarak çevrilmiş, bilmem. Romanın kahramanı Jude, adı-sanı belli halbuki. Ama döneminin ilerisinde, karmaşık fikirlere sahip ve bu yüzden “obscure”, yani gizemli, anlaşılmaz bir Jude bu.
Ve bence, Hardy bu uzun romanına gelen tepkilerden dolayı roman yazmayı bırakıp yazım hayatına çok sevdiği şiir ile devam etmek zorunda kalmış değil. Romanı okuduktan sonra emin oldum ki, o döneme değin üstü kapalı dile getirdiği yenilikçi fikirlerini bu romanında açıkça ortaya sererek, zaten bir başkaldırı, bir son vuruş, öldürücü darbe indirmek istemiş içinde yaşadığı tutucu Viktorya dönemi toplumuna. Darbeyi indirmiş, eleştirileri müstehzi kabul etmiş ve sonuçtan memnun, köşesine çekilmiş.
1800lerin sonu, İngiltere kırsalında, Wessex bölgesinde geçiyor hikaye. Başkent Londra’ya ve entellektüel hayatın merkezi Oxford’a yakın kasabalarda, geleneklerine bağlı kırsal bölge halkının arasında yaşıyor Jude. Anne-babasını hiç tanımamış, yoksul ama okumaya meraklı bu genç adam üzerinden dönemin üç sorgulanmaz tabusunu; baskıcı kiliseyi, burnu havada elitleri ve evlilik kurumuna bakışı üzerinden Hristiyan öğretisini topa tutuyor Hardy. Hakim sınıfın kalıplaşmış değerlerine açıkça savaş açıyor, putları korkmadan taşlıyor. Bugünün bakışı ile anlamak zor, ancak yaptığı o kadar dehşet verici ki; karısı, romanın otobiyografik ögeler içerdiği düşünülecek kaygısı ile Hardy’e zor günler yaşatıyor.
Parasız ama okumaya meraklı genç Jude’un hedefi, Christminster’da -bugünkü adı ile Oxford- üniversiteye gidebilmek. Yıllarca eline geçen her fırsatta kitaplar alıp kendini geliştiren Jude, üniversite