Halasının yanında büyüyen jude gençlik yıllarında arabella ile tanışıyor ve evleniyor. Jude sevdiğini düşünürken arabellanın toplumda yer edinmek ve ona bakacak birinin olması için evlendiğini
Küçük kuzenim bana fuardan hediye alıp, önüne el yazısıyla not düştüğü için kitaba büyük bir sevgiyle başladım fakat okurken ne yazık ki çok sıkıldım. Hediye de olsa bazı kitaplar kurtarmıyor malesef.
Kitabın kahramanı Jude Fawley. Halasının yanında zor şartlar altında bir çocukluk geçiriyor ve ilerde kendini yetiştirip, Christminster şehrinde çok önemli bir insan olmak istiyor. Bu hedef uğrunda çalışmaları ise Arabella isminde kötü bir kadınla tanışıp evlenmesi üzerine yarım kalıyor. Bu kadın ile evliliği kısa bir süre sonra bitiyor ve Jude geriden başlayarak yeniden hayalleri için çalışıyor. Christminster'a gittiğinde halasının kızı Sue ile tanışıyor ve hayatının bundan sonraki kısmı tamamen Sue etrafında ilerliyor. Bundan sonrasını okuyarak görürsünüz diye spoiler vermek istemiyorum fakat Sue ile birlikte kitap bana göre tam bir kısır döngü içine giriyor. Sürekli aynı olaylar, aynı diyaloglar... Gerçekten ilk 100 sayfadan sonra inanılmaz durağan bir hal alıyor. Hatta hediye diye yarım bırakamadığım için bazı yerleri atladığımı itiraf etmek durumundayım.
Kitabın kapağında "Ama hırsın ta kendisiydi bana nefes aldıran!" ifadesi, kafamda çok farklı kurgular hayal etmeme sebep olmuştu oysa hiçbir ilgisi yoktu. Özellikle diyaloglar çok kötüydü. Bu çeviriden mi kaynaklanıyor diye düşündüm ama bazı yerlerde de güzel ve etkileyici cümleler vardı. Ee yiğidi öldür hakkını yeme misali :)
Okumak isteyen olursa diye beğenmeme nedenlerime ve konuya olabildiğince değinmek, boş bir önyargı yapmak istemedim. Belki çok ilerleyen zamanlarda ben de yeniden okumayı deneyebilirim -önünde bana özel yazılmış not hatırına. :)
Bu kitabın 272 - 305. sayfaları arasında kalan kısmına ihtiyacım var.. Çok çok acil... ..................................................................
Adsız Sansız Bir Jude
Kimsesiz, eğitimsiz, beş parasız Jude.
Thomas Hardy'nin en karamsar romanım dediği kitabı, Jude Fawley'in çocukluğundan itibaren verdiği hayat mücadelesini konu ediniyor.
Jude, çok sevdiği öğretmeni ve kitaplara olan tutkusuyla eğitim almak ister fakat sınıfsal ayrım tam da bu noktada devreye girer ve onu yaşamın en karanlık noktasına sürükler. Jude dürüstlüğüyle ön plana çıkan bir karakter, iyi niyetinin de etkisiyle yaptığı yanlış bir evlilik, onu eğitim hayatından tamamen uzaklaştırırken, verdiği bir yanlış karar ardından onlarca yanlış kararı beraberinde getiriyor ve hayatı kabusa dönüyor. Jude'un umutsuz hayatı üzerinden sınıfsal ayrımı, dönemin kültürel yapısını, kilisenin yaşamlar üzerindeki etkisini ve insanların kayıtsızlığını okuyorsunuz.
Victoria döneminin baskısıyla yazarın evlilikle ilgili şaşırtıcı ve döneminin ötesinde söylemleri, Thomas Hardy'nin yazarlık kariyerinde olumsuz etki yaratmış. O dönem için belki de kaçınılmaz bir sondu bu ama kitabın başarısını gölgeleyememiş.
Çok başarılı, iyi kurgulanmış bir romandı, etkileyici ruhsal çözümlemeler ve müthiş mekan, atmosfer anlatımı vardı.
Benim için 2020'nin en iyilerinden biriydi.
Mutlaka okumanızı isterim.
Sevgiler.
Kitaptan detaylı olarak bahsettiğim videomu izlemek isterseniz: youtu.be/fJzQcLK1P0E
Bazı kitapları yorumlarken nerden başlayacağımı, ne anlatacağımı şaşırırım; kendime zaman tanımak isterim. Bunu bazen yapabiliyor olsam da çoğu zaman heyecanıma yenik düşer kitabı bitirir bitirmez
Adsız Sansız Bir Jude, Thomas Hardy'nin 1895 yılında yayımlanan romanı.
Kitapta, baş karakterimiz Jude Fawley’nin yaşamına tanıklık ediyoruz. Küçük yaşta anne ve babasını kaybeden Jude, zor koşullarda büyüyor. Okuyup akademisyen olmaksa en büyük hayali. Bu hayali için elinden gelen her şeyi yapıyor. Fakat işler istediği gibi gitmiyor. Hem iş hayatında hem de aşk hayatında çeşitli zorluklarla karşılaşıyor.
Kitabı karamsar bulanlar olmuş. Bu görüşe katılmakla birlikte eserin yazıldığı dönemi yansıttığını düşünüyorum.
Martin Eden’e benzetenler olmuş. Sadece kitabın ilk bölümü Martin Eden’e benziyor.
Kitabın başları daha keyifliydi. Kitap
Tess romanıyla tanışmıştım. Uzun uzun yıllar olsa da bunun iyi bir tanışma olduğunu hatırlıyorum. Şimdi Jude’yle Tess’i yanyana oturtuyorum. İkisi de kasvetten sararmış
Thomas Hardy’den okuduğum ilk kitap ve tarzını çok sevdim. Sert, gerçekçi ama aynı zamanda duygusal ve düşündürücü bir anlatımı var; karakterlerin iç dünyasına odaklanması ve toplumla çatışmalarını
Hardy’nin yayınlandığı dönemde kiliseyi ve muktedirleri çok rahatsız eden, hatta bu nedenle yazarın son romanı olduğu söylenen orijinal adı ile “Jude the Obscure” dilimize neden “Adsız Sansız bir
İngiltere'nin Dorset şehrindeki Higher Bockhampton kasabasında dünyaya geldi. On altı yaşında okulu bırakarak John Hicks adındaki bir mimarın yanında çıraklığa başladı ve 1862'de Londra'ya gidene kadar da burada çalıştı. Londra'da King's College London'a kayıt oldu. İngiliz Kraliyet Mimarları Birliği ve Mimarlar Derneği'nden ödüller kazandı. Beş yıl sonra Dorset'e geri döndüğünde kendini yazarlığa adamaya karar verdi.
1870'te Cornwall'daki bir kilisenin restorasyonu sırasında Hardy, Emma Lavinia Gifford'la tanıştı ve dört yıl sonra evlendiler. Karısının 1912'deki ani ölümünün onun üzerinde büyük etkisi olmuştur. 1912-1913 yılları arasındaki şiirleri bu acılı döneminin yansımalarıdır. Thomas Hardy, 1927'nin Aralık ayında akciğer zarı iltihabı hastalığına yenik düştü.
Ölümünden kısa bir süre sonra mirasçıları tarafından bulunan tüm mektupları ve not defterleri yakıldı ve geriye sadece Hardy'nin gazete kupürleri ve notlarını arşivleyip daha sonraki eserlerinde bunlardan nasıl yararlandığını gösteren bir dosya kaldı.
Hardy'nin çalışmaları, D.H. Lawrence ve Virginia Woolf'un da aralarında bulunduğu birçok yazarı etkilemiştir.