Sevgili Ati,
Seni anlatmak zor. Çünkü sen girdiğin hiçbir yere tamamen ait olmayan kadınlardan birisin. Bir odada otururken bile sanki birazdan kalkıp gidecekmiş gibi duran… İnsanların gözlerinin içine bakarken bile içinde başka bir yere dalan kadınlardan.
Sende en çok yorgunluk vardı Ati. Ama öyle herkesin gördüğü türden değil. Seninki ruhuna çöken bir yorgunluktu. Uzun zamandır kimseye tam olarak sarılamamış insanların taşıdığı türden… Bu yüzden bazen seni okurken, bir insanı değil de yağmurdan sonra sönmeyen bir sigara dumanını izliyormuş gibi hissettim. Vardın ama sanki hep biraz dağılıyordun.
Kendini güçlü göstermeyi çok iyi öğrendin. Belki mecburdun buna. Çünkü kırıldığını belli ettiğinde insanların daha çok can yaktığını erken yaşta öğrendin. O yüzden herkese “iyiyim” dedin. Sesin sakindi ama içinden sürekli bir şeyler düşüyordu.
Bazen sana kızdım da.
Neden sevildiğine inanmak yerine terk edileceğine daha kolay inandın diye… Neden sana gerçekten yaklaşan insanlardan uzaklaştın diye… Ama sonra anladım; insan en çok, iyi gelen şeylerin geçici olmasından korkuyordu. Sen de mutlu olmayı değil, kaybetmeyi ezberlemiştin.
Sende garip bir yalnızlık vardı Ati. Kalabalık bir masada otururken bile kimsenin seni gerçekten görmediğini hisseden insanların yalnızlığı… Belki bu yüzden geceleri daha çok seviyordun. Çünkü gece, herkesin sustuğu yerde insan kendi iç sesine daha dürüst kalabiliyor.
Ama sana şunu söylemek isterdim:
Sen kırılmış olabilirsin ama eksik değilsin.
Birileri seni yaraladı diye sevilebilirliğin azalmadı. Geçmişinde kalan insanlar, değerini belirlemiyor. Ve sırf uzun zamandır mutsuzsun diye hayatın hep böyle devam etmek zorunda değil.
Seni okurken bazen şunu düşündüm:
Sen aslında sadece biraz dinlenmek isteyen bir kalptin. Sürekli güçlü olmaktan yorulmuş bir