Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Çocuklar, alın bakalım defterlerinizi, kitaplarınızı. İşte kalemleriniz, işte silgileriniz. Ama silgilerinizi pek kullanmayın. Yazdığınız hiçbir şeyi silmeyin, yanlış da olsa silmeyin, Ben öyle yazıyorum, yanlışlarımın üstünü çizmeden yazıyorum. İleride bir gün, kendi yanlışımı, yaptığım yanlışı görmek için. Günü geldiğinde düzeltmek için.
Ey çaresiz
Neyin çaresini arıyorsun
Neyin çaresi var, neyin yok
Yaz bunları bir kenara
Belki bir gün bulursun çareyi
İnsanlar ölmesin demiyorum
İstediğim ölümsüzlük değil
Ne kendim, ne başkaları için
İstediğim, çocuklar ölmesin
Çocukların ölümüne
Dayanamıyormuşum demek
Hiç çocuğu olmayan, çocukluğu olmayan
Hiç çocuklarla yaşamamış ben
Gözyaşlarım utancım değil
Daha önce de ağladığım anımsıyorum
Ama bir düşünce:
Ya öbür çocuklar da ölürse
O zaman ne yaparım
Ama saçmalık bu
Saçmalık mı, değil mi bilmiyorum
Birden ölü veren bu bebe
Saçmalık mı, değil mi bilmiyorum
Bir tek şey istiyorum
Çaresizliği yenmek.
Denizlerin özleminde
İlerliyor bir kimse
Haritasını da çizecek bir gün
Dağların, düzlüklerin ve insanların
Bugünü yaşayarak geçmişini bulacak
Yarın zaten kaçınılmaz bir yolculuk.
İnsan, çok basit şeylere bile, nasıl söyleyeyim, ilgi duymuyorsa ya da o konuları sevmiyorsa, ne diye anlamaya çaba göstersin? Kitaplarını da dostlarını seçer gibi seçmeli kişi, öyle değil mi? Ben öyle yaparım.