Bu bahtsız ruh, bunalım içinde işte böyle bocalayıp duruyordu. Bu talihsiz adamdan bin sekiz yüz yıl önce, insanların bütün kutsal yanlarını ve bütün acılarını şahsında özetleyen o esrarlı varlık da, zeytin ağaçları sonsuzluğunun vahşi rüzgarında titrerken, gölgelerle dolup taşan, yıldız dolu derinliklerinden karanlıklar fışkıran o korkunç kadehi uzun süre eliyle itmişti.
"Kader bu, her şeyi oluruna bırakalım! Varsın iyi Tanrı bildiği gibi yapsın."
... Kendi uçurumu diyebileceğimiz vicdanının derinliklerinde böyle konuşuyordu.