Selamün aleyküm.
2 günde okuyup, ancak 1 ay gecikmeli paylaşabildiğim "Kıyam Türküsü"
Savaş haberleriyle sarsıldığımız, Müslümanlara yapılan zulme tanıklık ettiğimiz bu dönemde okunması psikolojiyi derinden etkileyen bir roman...
Suriye'deki savaşın içinden bir aileyi konu alıyor.
Savaşta birbirlerinden haber alamayan ama cihat aşkıyla yeniden kavuşan bir baba ve oğul...
Bebeğini göremeyen Ali, eşinden haber alamayan taze anne Leyla...
Kitabı okurken kendinizi sürekli empati yaparken buluyorsunuz.
Fazlasının gerçekten yaşanmış olduğunu bilmek, Filistinli kardeşlerimizin de benzer acıları yaşadığını bilmek, kitabın etkisini daha da derinleştiriyor.
“Hüzün, kalbin cilasıdır. Mahzun olanlar mahrum olmayacaktır inşallah.
Yeşeren tabiat değildi sadece. İnsan, yaprakların yeşermesi, çiçeklerin açması ve böceklerin hareketlenmesi ile yani doğanın canlanması ile yeniden yaşama sevinci ile dolar hee kış sonunda.
Yalnızlık insanın doğumunda ve ölümünde var olan gerçekti. Yalnızlığın insanın iç dünyasına ayna tutacağı benliğini iyice tanıyacağı bir dönem olması mümkündü elbette.