“Tanrılar ve Ölümlüler”, mitolojiye ilgi duyan herkesin keyifle okuyacağı, sürükleyici ve etkileyici bir eser olmuş. Sarah Iles Johnston, Antik Yunan mitlerini sadece kısa hikâyeler halinde anlatmak yerine hepsini büyük bir bütünün parçası gibi ele almış. Bu da kitabı okurken insanı adeta destansı bir yolculuğun içine çekiyor.
Kitap boyunca tanrıların hırslarına, ölümlülerin çaresizliklerine, aşklarına, savaşlarına ve kaderlerine tanıklık ediyoruz. En sevdiğim yanı ise mitlerin karmaşık ve uzak görünmek yerine oldukça akıcı, anlaşılır ve canlı aktarılmasıydı. Sanki yüzlerce yıl öncesinin hikâyeleri değil de bugün hâlâ yaşayan karakterlerin dünyasını okuyormuş hissi veriyor.
Akademik bilgiyle roman tadındaki anlatım çok güzel dengelenmiş. Hem öğretici hem de sıkmadan ilerliyor. Mitolojiye yeni başlayan biri de keyifle okuyabilir, zaten ilgisi olan biri de detaylardan oldukça tatmin olur diye düşünüyorum.
Bazı bölümlerde tanrıların insanlara olan müdahaleleri ve karakterlerin trajik kaderleri gerçekten etkileyiciydi. Kitap bittiğinde sadece mitleri değil, insan doğasını da düşündürüyor. Güç, kibir, aşk, intikam ve adalet gibi duyguların aslında hiç değişmediğini fark ettiriyor.
Mitoloji sevenlere kesinlikle tavsiye ederim. Hem akıcı hem atmosferi bir okuma deneyimiydi.
Bugün pek çok kişinin özellikle +18 satırların fazla olması nedeniyle bu kitabı erkek düz mantığıyla yazılmış bir kitap olarak gördüğü bir kanı var. Ama aslında okudukça karakterin ne kadar büyük bir psikolojik yalnızlık içinde olduğunu çok net şekilde görülüyor.
István 15 yaşında annesiyle yaşıyor, içine kapanık ve kimseye tam uyum sağlayamayan biri. Sonra zamanla hayatı değişiyor; orduya gidiyor, farklı yerlere sürükleniyor, Londra’da daha “üst seviye” hayatlara karışıyor. Ama nereye giderse gitsin aslında içinde olan şey değişmiyor: yalnızlık.
Para, güç, ilişki, statü… Hepsine sahip oluyor. Ancak hiçbir zaman “tam” olamıyor. Hatta büyüdükçe daha da kopuyor kendinden.
Para, güç, ilişki gibi şeyler hayatına girsede onu mutlu etmek yerine daha da büyük boşluk hissettiriyor. Bir yandan yükseliyor ama bir yandan da sanki içi giderek boşalıyor.
Genel olarak düşüncem kitabın yazarı hislere odaklanıyor.insan dışarıdan değişiyor gibi görünüyor ama iç dünyasındaki yalnızlık bazen hiç değişmiyor.