Bir hayalin peşinden gitmek, bazen en büyük kayboluştur.
Olaf, güneşi görmek istiyordu.
Tüm kalbiyle arzuladığı, o sıcak ışıklarda bir an olsun var olmak,
o saf ve masum isteğiyle güneşin doğuşunu görmekti.
Ama o an, aslında hayatının sonuydu.
Güneşin sıcaklığına kendini teslim etti,
ama farkında değildi; o ışık, onun varlığını yavaşça eritiyordu.
Hayaliyle birlikte eridi, kayboldu.
Ve işte buradayız...
Biz de öyle değil miyiz?
Hayat boyunca bir şeyin peşinden koşuyoruz.
Güzel bir ev, büyük bir başarı, huzurlu bir hayat...
Her birimiz, neyi en çok arzuluyorsak ona ulaşmak için çabalıyoruz.
Ama kimse bize, o arayışın sonunda ne kalacağına dair bir harita vermez.
Herkes bir yolculuk yapar, ama yolun sonunda ne olduğunu,
geriye ne kalacağını bilmeden.
Olaf, güneşi görmek isterken farkına varmadığı şey,
o anın bir sonu getireceğiydi.
Belki de bazen hayallerin peşinden gitmek,
bizim için en büyük kayboluştur.
Sonunda ne kalacak geriye?
İleriye doğru koşarken, kendi kendimizi mi kaybediyoruz?
Hayatın sonunda gerçekten biz mi kalacağız,
yoksa kaybolmuş bir hayalin ardında yok olan sadece izimiz mi olacak?
Hayat boyunca koşturduğumuz her şeyin sonunda,
geriye kalan sadece bir anı mı?
Ya da bir anlık haz mı?
Bazen hayallerin ve arzuların peşinden gitmek,
güzel görünse de sonunda bir yıkıma yol açabiliyor.
Ve belki de en büyük kayboluş,