Yazar, herkes gibi yaşayamayan kimsedir. Burada “yaşamak”la hem yatay, hem de dikey anlamda “yaşamak”ı kastediyorum. Yazarlar herkes gibi yaşıyor göründüklerinde, yani yatay anlamda herkes gibi yaşadıklarında bile herkes gibi yaşayamıyorlardır. Nitekim yazmak, bu yaşama güçlüğünden doğan bir istek ve ihtiyaçtır. Yatay düzenle, kitlesel akışla sorunu olmayan kimsenin gerçek anlamda “yazmak” için bir nedeni olmaz. Herkes gibi yaşayan biri, yazmayı muhtemelen “güzel ifadeler veya hikayeler kaleme almak” zannediyordur.
Şiirde okuduğumuz kelimeler bizi birden icat eder, içinizde var olduğunu daha önce bilmediğimiz bir başkasına ulaşırız, birden “herkes”ten çıkarız. Ancak sonra sık sık, yeniden “herkes” e düşeriz. Edebiyat olmasaydı “herkes” ten doğrulamazdık.