Kötü bir insanım, bu apaçık bir şey," diye düşündü; kız kardeşine yaptığı öfkeli el işaretinden utanmıştı. "Ama onlar da sevgilerinin kırıntısına bile değmediğim halde, beni niçin bu kadar çok seviyorlar? Ah, tek başıma olsaydım, kimseler sevmeseydi beni, ben de kimseleri sevmezdim! Bütün bunlar da olmazdı!
Ben öylece öldürdüm; kendim için, yalnızca kendim için yaptım bunu! İnsanlığa iyilik eden biri olmak ya da bir örümcek gibi ağıma düşen kurbanlarımın özsularını emerek ömür sürmek, o anda benim için herhalde farklı şeyler değildi! Beni bu cinayete sürükleyen başlıca sebep, paraya duyduğum gereksinim de değildi; çünkü paraya olan gereksinimim, bütün başka şeylere olan gereksinimimden
daha fazla değildi. Bütün bunları şimdi anlıyorum…
Anla beni; bütün o yollardan yeniden geçecek olsam, sanırım bu cinayeti tekrarlamazdım. O sıralar öğrenmek istediğim şey bambaşkaydı, bambaşka bir şey yön verdi ellerime; bir an önce öğrenmek istediğim bir şey vardı: Ben de herkes gibi bir bit miydim, yoksa bir insan mı? Önüme çıkan engeli aşabilir miydim, aşamaz mıydım? Eğilip iktidarı yerden almaya cesaret edebilecek miydim, edemeyecek miydim! Titreyen bir yaratık mıydım, yoksa hakları olan biri mi?..
Tarihte birçok komutan büyük başarılar elde etmiştir. Ancak birçoğu sırf nefsanî bir otorite amacı güttüğünden dolayı tarihten silinmiştir. Selâhaddîn-i Eyyûbî ise başarılarını kendisini irşad ve terbiye eden mâneviyat önderlerinin himmet ve ruhaniyeti sayesinde, nefsanî duygulara değil Cenabı Hakk’ın rızasını kazanabilme amacını güderek elde etmiştir. Bunun için Selâhaddîn-i Eyyûbî mâneviyat önderlerinin terbiyesi ile nefsini tezkiye etmiş ve bu Allah dostlarının ikazlarına müstesna bir değer vermiştir.