Ben Kürdüm.
Çocukken kendi dilimle konuşamadım, öğrenemedim bile. Okulda bana öğretilen dil Türkçe oldu. Şimdi ise Fransızca öğrenmek zorundayım. Kendi dilim dururken, neden hep başkalarının dillerinde var olmaya zorlanıyorum? Bu düşünce içimde büyük bir kırgınlık yaratıyor.
Kendi ülkem olmadı. Kendi bayrağım, kendi sınırlarım, kendi güvenliğim yok. Hep başkalarının coğrafyasında, başkalarının kanunlarıyla, başkalarının kimlik dayatmalarıyla yaşadım. Benim varlığım hep ya görmezden gelindi ya da bastırıldı. Bu yüzden sürgün oldu benim hayatım. Kimi zaman gerçek anlamda sürgün edildim, kimi zaman da kendi topraklarımda yabancılaştırıldım.
Bazen düşünüyorum: Neden? Neden biz, kendi dilimizi özgürce öğrenemedik? Neden kendi kimliğimizle gururla yaşayamadık? Neden yüzyıllardır sürgün, yasak ve acı bizim kaderimizmiş gibi dayatıldı?
Bu soruların cevabı belki tarih kitaplarında var, ama kalbimde hâlâ kanayan yara olarak duruyor. Çünkü mesele sadece geçmiş değil; bugün de ben kendi dilimi öğrenmeye çalışırken utangaç, kırık, eksik hissediyorum. Kendi anadilim bana yabancılaşmış durumda.
Ama içimde bir direnç de var. Dilimi bilmesem de kimliğimi biliyorum. Sürgünde olsam da köklerim var. Benim ülkem kâğıt üstünde olmayabilir, ama kalbimde var. Ve bu ülke, benim gibi milyonlarca Kürdün kalbinde yaşamaya devam ediyor..