Rivayet şöyleydi: Bartleby Washington'daki Sahipsiz Mektuplar Bürosu'nda küçük bir memurmuş. Yönetimde değişiklik olunca birdenbire işten çıkarılmış. Bu söylentiyi düşündüğümde içimi kaplayan hissiyatı ifade etmem zor. Sahipsiz mektuplar! Kulağı "ölü insanlar" gibi gelmiyor mu? Tabiatının ve talihsizliğinin sonucu olarak kasvet yüklü bir umutsuzluğa meyletmiş bir adam tasavvuf edin. Durumunu daha beter hale getirmek için sahipsiz mektuplarla uğraşmaktan ve onları yakılmak üzere tasnif etmekten daha uygun bir iş var mıdır? Her yıl bu mektuplardan araba dolusu yakılır. Solgun çehreli kâtip bazen katlanmış kağıtların arasında bir yüzük bulur ama onu takacak parmak belki mezarda çürümektedir ya da Hızır bir yetişsin diye gönderilmiş bir banknot ama ihtiyacını karşılayacak kimse artık ne yemek yiyordur ne de acıkıyordur. Yeis içinde ölenlere teselli; umutsuzluk içinde ölenlere umut; dermansız dertlerin pençesinde ölenler iyi havadisler dolu mektuplar... Hayatın hengâmesi içinde bu mektuplar, aceleyle ölüme koşarlar.
Ah Bartleby! Ah insanlık!