H.tugce

H.tugce
Allah tan korkuyorum diyenlerden bolca bolca korktuğumuz bir zaman
Kadınlar sardunya gibidir... Sardunyalar evin bir parçası olarak yaşarlar. Köyde beyaza boyanmış bir tenekede, şehirde bir saksıda. Eve bağlı bir çiçektir. Sardunyalar susuz kalsa, ışıksız kalsa uzun süre direnir hayatta kalmak için. Kimsenin umuru olmaz. Göz ucuyla bakılıp geçildiğinden, yaprakları parlaklığını yitirirken fark edilmez. Ancak sarardığında şikayet edilir. Sanki sarı yapraklar sardunyanın suçudur. Hatta dalını kırsanız O kırık dalda bile çiçek vermeye çalışır. Çocuk yapıp evliliğini kurtarmaya çalışan kadınlar gibi...Çiçekler arasında hiç ilk olmaz onlar hızla ürerler, dalar çiçek sunarlar makbule geçmez. Kimse bir ziyarete giderken kucak dolusu bir sardunya ile gitmez. Gezerken gül daha uygundur. Nankörlüğü yoktur bir avuç toprak sunduğunuzda her dalı çiçek verecektir. Bu özelliği yüzünden AR sız tabir edilir . Mis kokan yaprakları, hiç güzel kokular arasında sayılmaz. O evin çiçeğidir, bir demirbaş! Övmeye ne gerek var? Hatta bahçede dikilmiş olanlar, ilk fırsatta sökülür atılır,yerine genç dallar dikilir.. Fakir çiçeğidir bazı tariflerde adı. Para olsa orkide dikerdik değilmi abi? Nekadar su versek onunla yaşayan, kanaatkar çiçeğimizi yeterince sevmeyiz? İncecik diktiğimiz dal,kısa zamanda tombul bir görüntüye dönüştüğü içinmi acaba? Belediyeler neden bir ayda solan çiçekler eker parklara? Bilmezlermi sardunyayı? Elbet bilirler. Her yerdedir sardunyalar. Erik ağacı ile incir ağacını ayıramayanlar bile tanır sardunyayı... Herkes bilir ama adam yerine koymaz. Sardunyalar kadına EN benzeyen çiçektir bence. Hep çiçek veren, direnen en uzun dayanan evlerimizin sessiz neşesi. Sevgili sardunyalar, sizi seviyorum kendinizi sevin...Çünkü çok güzel ve özelsiniz. Bunu hiç kimsenin size söylemesine gerek yok. Siz açmaya devam edin...
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
kimse suçlu değil aslında; değer yargılarımız farklı sizin "kırılganlık" "alınganlık" dediklerinize biz "hâlâ insan kalmak'' diyoruz sizin "sosyallik" dediklerinize biz "ucuz ve kalitesiz yaşamak" diyoruz sizin "saf" dediğiniz insanlara biz "temiz" diyoruz böyle uzayıp gidiyor hikâye uzun lafın kısası sizin kırıp geçtiğinize "gönül" diyoruz
Şimdi ikimizin bir fotoğrafı olmalıydı, ama öyle duvara asmalık değil. Cüzdanda taşımalık değil, Telefonda saklamalık hiç değil, İstiyorum ki kitap arasında unutmalık olsun.... Bundan 100 yıl sonra biri o fotoğrafı bulsun ve desin ki... "Bir adam bir kadın'a nasıl bu kadar güzel bakar. 🤍🤍🤍🤍
Sana hayatın neler sunduğunu unutup İnsanların ihanetlerini düşünürsen çok acı çekersin..
MARİLYN VE RABİA Marilyn Monroe, ölümünün üzerinden geçen yarım yüzyıla rağmen hâlâ bir efsane. Gayri meşru olarak dünyaya gelen ve annesini tımarhanede yitiren Marilyn’nin, mutsuz bir çocukluk geçirdiği ve bakımevlerinde istenmeyen bir eşya gibi görülme duygusuyla yaşadıkça didiştiği bilinir. Rabia’yı ise, Diyarbakır’da bir aşiret reisi olan Hacı Hüseyin’in kızı olmasına rağmen, aile çevresi dışında kimseler tanımaz. Rabia, Marilyn’e kıyasla, ailesiyle birlikte mutlu bir çocukluk geçirmiş, beş kardeşin en güzeli ve en küçüğü olarak bir dediği iki edilmemiştir. Bu iki kadının Hollywood kökenlisi, gençlik yıllarından itibaren ünün doruğuna çıkmış, baş döndürücü bir popülerlik ve servet edinmiş, dilediği erkekle birlikte olup fırtınalı aşklar yaşamıştır. Rabia ise, ergenlik dönemine geldiğinde taliplerinden Sefer’e, o yılların törelerine uygun biçimde -başlıkla- gelin edilmiştir. Marilyn, üç kez evlenip onlarca erkekle flört ederken, Rabia ise eşi Sefer’e varlığını armağan edip, o günden itibaren yazgısına itaatle boyun eğmiştir. Daha sonra Rabia’nın kocası Sefer, bir ömrün yoksullukla geçmeyeceğine karar verip, birkaç yıl içinde Almanya’ dan zengin bir adam olarak döneceğine Rabia’yı ikna etmiş ve Almanya’da otomotiv sektöründe işçi olarak çalışmaya başladığında, Rabia ise kaynanası ve iki çocuğuyla acı dolu günleri, yılları saymaya koyulmuştur. Marilyn, geniş salonlarda onlarca erkeğin iltifatlarıyla şuh kahkahalar atarken, Rabia ise şirret bir kaynananın bekçiliğinde her gün ağlamayı yazgı bilmiştir. Rabia, evinin perdelerini açamaz, dış kapısının önünü bile -bir başka erkeğe bakmasın diye- süpüremez olmuştur.Kaynanası ve kayınları, Rabia, Sefer’i “namusuyla” (!) beklesin diye onu birkaç günde bir tokatlamayı da huy edinmişlerdir. Bütün gazeteler Marilyn’in