Bi tokat 'ın her şeyi çözdüğü yıllardı 😁😄🤣
Abim ile Okuldan kaçmış , arka mahalle de anneme rastlamıştık.
Öğretmenin 3 gündür okula gitmediğimiz için eve geldiğinden bi haber aval aval anneme bakıyorduk.
Niye gitmediniz okula bugün dedi annem , salak abim de biz okumak istemiyoruz demişti çat diye.
Annem de oğlum madem öyle eve niye gelmiyorsunuz , aç aç sokakta dolaşıyorsunuz , istemiyorsanız gitmezsiniz tabi demişti gülerek ve sevecen bir yüzle.
Şoke olmuştuk.
Hoplayarak sevinçle eve döndük annemin elini tutup.🤣
Eve girmemiz ile kilitlenen kapı sürgüsünün sesi ringi başlatmıştı.
Sıkıntımız dayak yemek değil .
Sorun şu .
Dayak bitmiyor 😁
Demek okumayacaksınız diyerek tekrar tekrar atağa kalkıyor.
Mahalleli sağolsun kendi giremese de gençlerden yardım isteyip camdan eve sızmıştı kurtarma operasyonu için.
Bizi kenara atıp annemi sakinleştirmeye çalışıyordu kalabalık ahali.
Bir daha hiç okuldan kaçmadık.
Abim de o gün den sonra bir daha anneme hiç anne demedi.
Hep annecim diye seslendi.🤣😄😁
Devamı Gülse Birsel
Hep söylüyorum, biz çocukken midemiz bulanınca ekmek yedirirlerdi, grip "Yatınca geçer"di, başın ağrıyorsa "Çocukların başı ağrımaz" denirdi, uykun kaçıyorsa "Oyuncaklarını düşün, güzel rüyalar görürsün" şeklinde konuhalledilirdi!
Okuma yazmayı öğrenemiyorsan ya, "Tembel"din ya "Yavaştan, sağlam sağlam öğreniyor"dun! Hüzünlü bir çocuksan "Yazar olacak herhalde" derlerdi, yerinde duramıyorsan, etrafa saldırıyorsan bir tane çakarlardı, susup otururdun.
Kanaatimce pedagojinin zirve yaptığı yıllardı o yıllar.
Çünkü sonra sonra, koşup oynadıktan sonra öksüren çocuk 'astım başlangıcı', okuma yazmayı zor söküyorsa 'disleksik', hüzünlüyse 'depresif', aşırı hareketliyse 'hiperaktif' diye nitelendirilmeye başlandı ve o sinameki yetiştirilen tipsizler şimdi