Emirhan YİGİTLER

Emirhan YİGİTLER
Büyük İskender, Diyojen’i bir mezarlıkta yığınla insan kemiğini eşelerken bulur ve ne yaptığını sorar. Diyojen kafasını kaldırır ve o sarsıcı cevabı verir: “Babanın kemiklerini arıyorum ama hangisi bir köleye, hangisi bir krala ait, birbirinden ayıramıyorum.”
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Gönlümü çekse de yârin hayâli Aşmaya kudretim yetmez cibâli Yolcuyum bir kuru yaprak misâli Rüzgârın önüne katılmışım ben... Faruk Nafiz Çamlıbel
DUYDUM Kİ BİZİ BIRAKMAYA
Duydum ki Bizi Bırakmaya Azmediyorsun.. Etme! Başka Bir Yâr Başka Bir Dosta Meylediyorsun.. Etme! Sen Yadeller Dünyasında Ne Arıyorsun Yabancı Hangi Hasta Gönüllüyü Kasdediyorsun.. Etme! Çalma Bizi Bizden, Gitme Bizden O Ellere Doğru Çalınmış Başkalarına Nazar Ediyorsun.. Etme! Ey Ay Felek Harap Olmuş Alt Üst Olmuş Senin İçin Bizi Öyle Harap Öyle Alt Üst Ediyorsun.. Etme! Ey Makamı Var İle Yokun Üzerinde Olan Sen Varlık Sahasını Öyle Terk Ediyorsun.. Etme! Sen Yüz Çevirecek Olsan Ay Kapkara Olur Gamdan Sen Ayında Evini Yıkmaya Kastediyorsun.. Etme! Bizim Dudağımız Kurur Sen Kuruyacak Olsan Gözlerimizi Öyle Yaş Dolu Ediyorsun.. Etme! Aşıklarla Başa Çıkacak Gücün Yoksa Eğer Aşka Öyleyse Ne Diye Hayret Ediyorsun.. Etme! Ey Cennetin ve Cehennemin Elinde Olduğu Bize Cenneti Öyle Cehennem Ediyorsun.. Etme! Şekerliğimin İçinde Zehir Olsan Dokunmaz Bize Sen Zehri Şeker, Şekeri Zehrediyorsun.. Etme!
Bir meyhanenin önünden geçiyordum dedi Dâvud-i Taî, içeride yarıçıplak bir kadın bağıra bağıra şarkı söylüyordu, sözlerine dikkat kesildim, dünyadan soğudum.. Diyordu ki: 'Hangi güzel göz vardı da yere akmadı hangi güzel yüz vardı da toprak olmadı...'
Buldum.
Bir an kayboldun gibi. Yaşadım kıyameti Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine Kapılıp gidiyorum saçının sellerine Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden