Kadınların ev dışında istihdamı ve üretime katılması yönündeki ısrarlı baskının psikolojik bir şekli de vardır: Bu, doğum yapmak, çocuk yetiştirmek ve aileye bakmak yoluyla kadının evde yarattığı iktisadi değerlerin tanınmamasından oluşur. Günde 10-12 saatini eve ayıran bu işçi, bu ev hanımı, istatistiklerimiz tarafından işsiz olarak sunulur ve " çalışmayan unsur" başlığı altında tasnif edilir. Hepimiz bir kadının ne kadar meşgul olduğunu bilir, ama aynı zamanda görmezden geliriz. Kadının çalışmasının bu şekilde göz ardı edilişi, evi terkedip ailesine sırtını dönmesi için ona yapılan baskının bir başka ve bu kez ahlaki bir seklidir. İslam kültürü diğer yöne gitmek zorundadır. Bunun başlangıcı da, annenin ve ev hanımının işinin tanınması olacaktır.
Jasna Poljana'da fotoğraf çekmeye davet edilen Tulalı bir fotoğrafçı, Tolstoy'a şöyle sorar : "Leo Nikolaevic, Tanrı var mı ?" Tolstoy ona mikroskopla mikroplara bakıp bakmadığını sorar. "Eğer bir mikroba, Rayevsky adında Tulalı bir fotoğrafçı olup olmadığını sordaydık ne cevap verirdi dersin ?"
Bitkiler, tohumlarını mümkün olduğu kadar uzaklara yaymanın ve böylece hayatta kalmayı ve yayılmayı temin etmenin "yollarını buluyor"lar. Karahindiba tohumunun bir tür paraşütü var; bu onun rüzgarla birlikte yüzlerce metre uzaklara uçmasını sağlar. Virjinya sürüngen bitkisi, gerçek bir denizci düğümü atar. Düğüm kuruduğunda öylesine gerilir ki sözkonusu bitki artık onu taşıyamaz; düğüm kopar, tohumları ana bitkiden çok uzaklara fırlatır. Bitkiler bu tür paraşüt ve düğüm hilelerini nasıl bilmektedirler? Ateistlere göre bunların tümü tesadüfün bir oyunudur.
Öte yandan dinin ibadet kısmı daima az çok irrasyoneldir ve bu sebeple rahiplerin açıklamalarını gerektirir. Onlar da bu kısmı daima daha esrarengiz ve karmaşık hale getirirler. Hatta rahipler bu kısmı mümkün olduğu kadar anlaşılmaz hale getirmeyi çıkarlarına uygun bulurlar, çünkü bu yolla kendi tekelleri güçlenir, kitlelerin kendilerine bağımlılığı artar.