Had Ra

Had Ra
Hızır gibi talep çölünde aniden Musa'nın elini bırakacak , hiç işaret etmeden ,konuşmadan kaybolacağım. .
Anestezist
Yüksek Lisans
1904 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
9/10
·272 syf.··
2020 30. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2020 23:52
Merhaba kardeşler; Meşhur Fransız düşünür Roger Garaudy ile ilk tanışıklığım, okuduğumda beni mahcubiyetle düşündüren şu satırlar olmuştu: Garaudy, 1982 yılında İslam’ı seçtikten kısa bir süre sonra Türkiye’ye gelir ve bir cumartesi günü Taksim’de bir otelde konferans verir İstanbullulara. Konuşmasının sonunda bir gazeteci, cüretkâr bir üslupla, şöyle bir soru yöneltir misafirimize: ‘’Biz sizi tanıyoruz bay Garaudy. Önceleri Marksist- Leninist ve ateist idiniz. Sonra Maoist oldunuz. Daha sonra Sovyet veyahut Çin eksenli devlet Marksizm’ini tenkit ederek Avrupa Komünizmi (eurocomnism) yaklaşımını benimsediniz. Bir müddet böyle devam ettiniz. Bu arada Budizm’e ilgi duydunuz ve ben Budist bir Marksist’im dediniz. Sonra Katolik kökenlerini keşfettiniz ve Hristiyan bir Marksist’im dediniz. Latin Amerika’da bir elinde İncil bir elinde Das Kapital tutan bir papazın başlattığı ‘’özgürlükçü ilahiyat’’ akımına sempati duydunuz, onları destekleyen yazılar yazdınız. Sonra Marksizm artık bitmiştir dediniz ve Marksizm ideolojisinden ayrıldınız. Bir müddet sonra Vatikan ve Hristiyan ilahiyatı ile de ters düşmeye başladınız ve oradan da koptunuz. Şimdi ise Müslüman oldum diyorsunuz. Size sorum şu; bundan sonra ne olmak istiyorsunuz?’’ Yeni Müslüman olmuş büyük düşünür, kısa bir sessizlikten sonra şöyle cevaplar soruyu: ‘’Evet arkadaşım bu saydıklarınızın hepsi doğru. Ama şunu bilmenizi isterim ki defineciler aradıkları hazineyi buluncaya kadar önce yatay olarak yüzeyde dolaşırlar. Ellerindeki cihaz üstünde durdukları yerin altında kıymetli bir maden olduğu sinyalini kendilerine verinceye kadar. Ondan sonra satıhta dolaşmayı bırakırlar ve kazamaya başlarlar. O ana kadar yatay devam eden arayışları artık dikey hale gelir. Benim hikayem de böyle. Her nereye gittimse samimi olarak
Geleceğimizde İslâm VarRoger Garaudy · Timaş Yayınları · 20251,893 okunma
Reklam
Bilgisizliğin hakim olduğu bir çağda ‘’bilmek’’ suç sayılıyordu.
10/10
Merhaba kardeşler; Ali Şeriati’ye ait ‘’Aşina Yüzlerle/ Ailesine ve Dostlarına Mektuplar’’ isimli eser ile karşınızdayım… ‘’SİZİ RAHATSIZ ETMEYE GELDİM!’’ Şeriati’nin bu sözü ile kitaba giriş yapıyorsunuz ve; ‘’Hiçbir diktatörün elinde tutsak olmak istemiyorsan sadece bir şey yap: Oku, oku, oku!!’’ Sonsözü ile kitabın kapağını kapatıyorsunuz… 1977 yılında, Londra’da SAVAK görevlilerinin her yıl binlerce defa yaptıkları ‘’görev’’lerinden birini daha yerine getirişlerinden ve ülkesinden uzaklarda, sürgünde yaşayan bir düşünürü ‘’yok ettiklerini’’ sandıkları günden bugüne uzun bir zaman geçmedi. Fakat tüm zalimler gibi onların ve efendilerinin de ‘’düşünürleri’’ yok etmekle çok şeyin de değişeceğine, düşüncelerinin ortadan kalkacağına olan inançları tamdı. Ama görüyoruz ki tarih zalimleri haklı çıkarmamıştır ve O’nun şehit edilişinin üzerinden iki yıl bile geçmeden savunduğu düşüncelerin bayraklaştığı bir büyük kıyamdan sonra, halkı ve hayatını vererek yetiştirmeye çalıştığı gençliğin; Şeriati’nin eserlerini, konferanslarını, mektuplarını ve hatta hayatını kaleme alıp insanlığa sunduğunu görüyoruz. Elinizdeki bu eser de bunlardan yalnızca biri… Peki Şeriati neden şehid edildi? Bu soruya yine kendisinin diliyle, ‘’Kevir’’ isimli eserinden bir pasajla cevap verelim: ‘’Bilgisizliğin hâkim olduğu bir çağda ‘’bilmek’’ suç sayılıyordu. Ezilmiş ve hor görülmüş bir toplumda, soylu bir ruha, yiğit bir yüreğe sahip olmak veya Buda’nın dediği gibi, ’’Göller ülkesinde bir ada olmak’’ bağışlanacak suçlardan biri değildi…’’ ‘’Allah’ın inayetiyle, öyle bir yola koyuldum ki, ömrümün bir anını bile kişisel mutluluğum için harcayamam. Mademki Allah’ın yardımı benim zayıflıklarımı telafi ediyor ve mademki bu ömür bir gün nasıl olsa bitecektir, öyleyse ömrümü bu uğurda harcamamdan
Aşina YüzlerleAli Şeriati · Fecr Yayınevi · 2007122 okunma
10/10
·283 syf.··
2020 24. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2020 02:51
Merhaba kardeşler; İbn Hazm’a ait ‘’Ahlak ve Davranış Tarzları, Nefislerdeki Ahlaki Hastalıkların Tedavisi’’ isimli eserle karşınızdayım. ‘’Her birliktelik, her buluşma, er geç ayrılığı tadacaktır. Ayrılığın acısının ne olduğunu anlamak için, uzunca bir süre ayrılıktan sonra kavuşmanın nasıllığından bahsetmek isabetli olacaktır: ‘’Ayrılıktan sonra yeniden kavuşma, insanın ölümle burun buruna gelip yeniden hayata dönüşünde duyduğu sevince eşdeğer bir sevinç meydana getirir.’’ ‘’Sevgilisi Nu’m’un ölüm haberini duyunca mezarlığa koşar ve mezarların ortasında şunları söyler İbn Hazm: ‘’Bu felaket haberini duymadan önce keşke ölseydim, yüreğimdeki korları yeniden tutuşturdun. İsterdim ki cenazesi yıkanırken kanım su yerine kullanılsın! Göğsüm onun mezarı olsun.’’ Ölüm dışındaki ayrılıklar belki buna ölümde dahil, aşkı besler, umutları büyütür, özlemleri diriltir ve yatışma temin eder. Sevgiliye ait bir şey, bir elbise teselli verir. Tıpkı Yusuf’un gömleğini, yüzüne, gözüne süren Yakub’un gözlerinin görmeye başlaması gibi…’’ Bu paragraflarıyla İbn Hazm’ı tanımış ve bu tanışıklığı bir eseri ile pekiştirmek adına ‘’Güvercin Gerdanlığı’’ isimli kitabına sarılmıştım. Hayatına ve felsefesine ilişkin makalelerle merakımı hepten celb eden bu güzel kişiliğin bu eserine geçtiğimiz günlerde kitap fuarını dolaşırken rastlamış ve edinmiştim. İbn Hazm el Endelüsi el Kurtibi, Endülüs’ün Kurtuba (İspanya’nın Kordoba) şehrinde doğmuştur. Kaynakların çoğunda Fars asıllı olduğu belirtilir. Birçok İspanya tarihçisine göre İspanyol asıllı, bazılarına göre annesi İspanyol kökenlidir. İslam kaynaklarına göre İbn Hazm’ın ailesinin Müslüman olması çok eskilere dayanır. Batılı yazarlar ise dedesinin geç dönemde Müslümanlığı kabul etmiş bir İspanyol olduğunu ileri sürerler. İbn Hazm babasının
Ahlâk ve Davranış Tarzları Nefislerdeki Ahlâkî Hastalıkların Tedavisiİbn Hazm El-Endelüsi · Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları · 201285 okunma
10/10
·104 syf.··
2020 22. kitabı
Merhaba arkadaşlar; Nurettin Topçu'nun iki bölümden oluşan bu kitabının; ''Amerikan Mektupları'' başlığını taşıyan birinci kısmı Ocak 1948-Şubat 1949 tarihleri arasında Hareket Dergisi'nde, aynı başlıkla yayınlanan 12 imzasız mektup-yazıdan oluşmaktadır. Mektuplar, üç yıl evvel İstanbul'a gelmiş bir Amerikalının (ki İstanbul'a, insaniyete, dine bu perspektiften bakıp bunca hakkaniyetli yaklaşım bir Amerikalı gözü ile bakmaya çalışan Nurettin Topçu'dan başkası değildir.) yine İstanbul'dan bir arkadaşına, Cim'e yazdığı metinlerdir ve İstanbul'daki sosyal hayatı, tipleri, insanlar arası ilişkileri, iş dünyasını, meslekleri, sokakları, tarihi binaları, dini hayatı tenkitçi ve zaman zaman hayıflanan bir gözle anlatmaktadır. Amerikalının gözünden; Türkiye'nin büyük şehirlerini ve gidişatını temsil eden İstanbul ''kocaman yaralı bir vücut''tur ve mevcut hali ümit vermemektedir çünkü kendisi olmaktan çıkmış, hayli zamandır gözünü diktiği Batı medeniyetine de yaklaşamamıştır. Betonlaşma ve çarpık kentleşme ile eski İstanbul silueti tam bir tezat teşkil etmektedir. Bu şehirde yaşayan insanlar topluluk şuuru olmayan bir kalabalıktan ibarettir. İkinci bölüm ''Düşünen Adam Aranızda'' başlığını taşıyor. Eylül-Ekim 1964 tarihinde Düşünen Adam dergisinde yine imzasız olarak yayınlanan 4 uzun yazıdan oluşan bu bölümde de 18 yıl sonra hemen hemen aynı konular ele alınmaktadır. Birinci bölümde bir Amerikalının gözünden görülen İstanbul, ikinci bölümde uzun zaman sonra memleketine dönen bir İstanbullunun gözü ile kendisini okura gösteriyor. Şimdi arkanıza yaslanmanızı ve bu satırları okurken hem kendiniz hem de günümüz insanları adına tarafsız bir şekilde mütaala etmenizi rica ediyorum. Öyle hadiseler vardır ki sözleri ile başlıyor Nurettin Topçu; ''Öyle hadiseler vardır ki, onların
Amerikan Mektupları / Düşünen Adam AranızdaNurettin Topçu · Dergah Yayınları · 2014273 okunma
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.
10/10
·224 syf.··
2020 8. kitabı
Her gönle nasip olmayan bir incelik ve hassasiyetle "Yağmur" adıyla taşıyor satırlara, Peygamberi; Yağmur'un ölü tabiatı yeniden dirilttiği gibi Muhammed'in (sav) de ölü kalpleri dirilteceği umudunu taşıyor dizelerinde... Yağmur'u yazmaya bir yolculuk sırasında başlıyordu Nurullah Genç ve yıllar sonra şu sözlerle dile getiriyordu hâlini: Yolculuk dört beş saat sürdü. Bileti çıkardım arkasına;  ''Sensiz ufuklarıma, yalancı bir tan düştü Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü.'' diye yazdım. Sonra dedim ki; Allah’ım ben herhalde bir şey yazmaya başladım… Bir halin içerisine girdim. Bu bir naat mı acaba diye. Onu böyle sıkıştırdım göğsüme. Otobüs hareket etti gidiyoruz. Ben unutmuyorum. Arada bir bakıyorum, okuyorum. "Oh ya Rabbim diyorum ben bir şey yazmaya başladım”. Çünkü mısralar zorluyor beni artık. Eve gittim kapıyı çaldım, eşim açtı kapıyı. İki çocuğum var. Eşime dedim ki, ''Ben bir şey yazmaya başladım ama ne olduğunu da tam bilmiyorum. Biraz sıkıntılı bir haldeyim, içim çok dolu. Bu süre içerisinde, bu bitene kadar bana tahammül eder misin?'' ''Tabi ki sen yaz yeter ki'' dedi. 40 metrekare bir evdeyiz, asistan lojmanı küçük, iki tane oda. Dedim ki, ''Şu odada ben bununla uğraşırken sen çocuklara bu odada sahip ol olur mu? Konsantrasyonumu bozarlar.” Allah razı olsun. 3 ay gerçekten o odadan çocukları sokmadı içeri. Ama günler bitmiyor. O da merakla bekliyor. Ben geliyorum, odaya kapanıyorum. Yemek yiyorum odaya kapanıyorum.  Duvarlakonuşuyorum. Bütün bir tarih. Hz. Adem'den bugüne kadar. Peygamberler tarihi, İslam tarihi, Batı tarihi, Bizans, Roma, Orta çağ… Bütün bir kainat, bütün dünya bir muhasebe içerisinde o duvarlarla konuştum ve benim ufkuma hücum ettiler. Sonra
YağmurNurullah Genç · Timaş Yayınları · 20193,493 okunma
Reklam