Bazen bir insanın mutluluktan ölmek istediğini, evinin içinde döndüğünü, (meşhur bir deyimle) kendisine aşık olduğunu görürsünüz. Çünkü sabahleyin merdivenlerden geçerken müdür bey ona göz ucuyla şöyle bir bakmıştır; bakışında biraz memnuniyet okunmaktadır, bir yarı tebessüm vardır. Tıpkı şefkatli bir sahibinin, köpeğine bakışı gibi...
İnsan başka bir insanı öldürdüğünde katil de olsa insan kalır. Fakat başkasının önünde eğilen veya dalkavukluk yapan insan, artık ''insan'' değildir. Ama o bunun farkında değildir. O adam öldürmeyi ve hırsızlık yapmayı kötü kabul eder ama dalkavukluğu kötü kabul etmez. Çünkü dalkavukluk, kölelik, başkası önünde eğilme ve taklitçilikle değerini bilmediği şeyleri kaybeder.
Hayır! Bugün düşman, yakamızın içinden çıkıyor, evet kendi yakamızdan!
İstibdat gelsin, elinde kırbacı olsun, insanları sandıklar tarafına oy vermeye sevketsin. Günümüzde o kırbaç, sandığa sevketmek için bu işçinin kafasının içindedir. Hem de onu canının istediği kimseye özgürce oy verecek şekle sokar. Ama bunun nasıl olacağı belli değildir. Bu işçinin gönlü Goldwater'e mi yoksa Jeanson'a mı oy vermek istiyor? Evet, hiç kimse ona karışamaz; özgürdür. Ama gönlü sadece bu ikisini ister. Öyle ki hangisine oy verirse versin sonuç zaten aynıdır.
İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde bozgunculuk ortaya çıktı. Allah böylece , belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırır.
Rum/41
Ekmek ve ayran ile beslenen fakir bir İranlı aile için cilt güzelliği adına pastörize sütlerle yapılan banyoların olduğu filmler ve romanlar ne kadar acı vericidir.